adem-gunes
Arama Yap
İletişim Duyuru

Okul öncesi kurumlar kapanıyor mu?
 126

Okul öncesi kurumlar kapanıyor mu?

Yaşantımıza alelacele giren 4+4+4 eğitim sisteminin sonuçlardan biri ufukta göründü.

Okul öncesi kurumları maalesef bu yeni süreçte ciddi zarar görecek… Kimi kapanacak, kimisi ise gündüz bakım evine dönüşecek.

4-6 yaş arası çocuklara eğitim sunan bu kurumlar, yeni sistemde 4 yaşındaki çocukların “uğrak yeri” haline gelecek.

Böylesi bir durum ana okullarını ciddi bunalıma sokar ve öğrenci kapasitesini yarı yarıya düşürür.

Hükümet bu sorunu fark etmiş olsa gerek ki okul öncesi kurumları ayakta tutabilmek için birtakım tedbirler alıyor.

Ancak bu tedbirler uzmanlar tarafından yeterince tartışılmadan hayata geçirilmeye çalışıldığı için yeni yeni problemlere de aday görünüyor.

Mesela, bu tedbirlerden biri, anaokuluna başlama yaşının 37 aylık çocuklara kadar düşürülmüş olması…

Böylece 4 yaşındaki çocuklara arkadaş olarak 3 yaşındaki çocuklar da ana okullarına alınacak…

Avrupa’da okul öncesi kurumların birçoğu çocukları 3 yaşından itibaren okullara kabul ediyor. Ancak böylesi bir uygulama ülkemizde ciddi sorunlara neden olur.

Çünkü Türkiye’de yetişen okul öncesi öğretmenleri, “davranışçı ekol”e göre eğitim alıyorlar üniversitelerde. Yani “sınıfta disiplin sağlamak, sınıfa hâkimiyet kurmak, çocuğu yönergelerle yönlendirmek” üzerine yetişiyorlar. Bütün bunları sağlayabilmek için ise ceza ve mükâfat gibi pekiştiricileri kullanmayı öğreniyorlar.

Böylesi bir eğitim yöntemi artık çağ dışıdır. Sırf bundan dolayı okul öncesi kurumlara çocuğunu gönderen ebeveynler ciddi sorunlar yaşıyor. Çocuklar bir-iki gün severek gittiği okuluna bir daha gitmemek için anne babası ile delice mücadele ediyor. “Ben okulu istemiyorum!” diye yerlere yatıp tepiniyorlar. Bu durum ülkemizdeki okul öncesi kurumların görünmeyen ama en temel sorunudur.

Böylesi zor durumda kalan birçok anne baba, sorunu hep kendi çocuklarında buldukları için okula ve öğretmene toz kondurmuyorlar. Aslında kan içiyorlar, ama kızılcık şerbeti içiyoruz diye etrafa gülücükler saçıyorlar.

Çocuk sevecen bir ruha bürünmüş bu baskıcı ortama alışsa bile bir süre sonra anne babasına yeni yeni sorunlar getirmeye başlıyor. Birden bire çocuğun huyu, konuşması değişiyor. Gülmesi, ağlaması farklılaşıyor.

Hâlbuki bu yaş grubu çocukların eğitimi için “hümaniter” eğitim modelleri uygulanması gerekir. Çocuk merkezli eğitim modelleri yani. Çocuğun gelişim sürecine uygun eğitim sistemi hayata geçirilmesi, hayati öneme sahip.

Okul öncesi kurumlarına öğrenci bulmak için alınan tedbirlerden bir diğerini de geçen hafta öğrendik.

Gazetelere yansıyan haberlere göre, çalışan anneler çocuklarını okul öncesi kurumlara gönderdikleri takdirde kreş ücretinin belli bir bölümünü devlet üstlenecek…

Tamam, kulağa hoş geliyor böylesi bir teklif ama bu tedbir anaokullarının kapasitesini artırmaz ki… Hem çalışan annelerin sorunu kreş parasını denkleştirememek değil ki…

Anneler çocuklarını özlüyor… Henüz bebeğinin emzirme döneminde işine geri dönmek zorunda kalan bir annenin duygularını düşünür müsünüz lütfen?

Anneler bebeklerini bırakıp iş yerlerine geldiklerinde gizli gizli koridorlara çıkıp “Kızım… buradayım… anneciğim… akşam geleceğim” diye henüz konuşma yetisi olmayan çocuklarına seslerini duyurmaya çalışıyor ve sonra da acılarını içlerine gömüp çalışma arkadaşlarının yanına dönüyorlar. Ve bu trajik hallerden kurumdaki hiç kimsenin kolay kolay haberi olmuyor…

Okul öncesi kurumlarının öğrenci açığını kapatmak ve anneleri çocuklarından ayırmak için “teşvik primi” verir gibi kreş yardımı yapmak yerine, annelere Avrupa’da olduğu gibi en az 3 yıl ücretsiz izin hakkı verilmeli. Ve bu süre dolup işyerine geri döndüğünde de yaşayacağı uyum sorunlarını atlatmak için yasal yardım yapılmalı.

Ama şu an böylesi bir kanun çıkartılamaz. Çünkü kreşlerin kapanma aşamasına girdiği bir süreçte hükümet annelerin bebekleri ile evde 3 yıl geçirmelerine göz yumamaz.

Zor bir döneme giriyoruz…

Bu dönemi önceden okuyabilen kurumlar ayakta kalacak, süreci geriden takip eden kurumlar ise maalesef kapanacak...

 

Önceki Makale
‘Tekne orucu’ ve irade eğitimi
Sonraki Makale
Hiperaktif çocukların dramı

Yorumlar

Yorum Yap!