Radyo Kategorisinde “KREŞ” Kelimesinden “3” Adet Bulunmuştur.
0
3 ya da 4 yaşından önce çocuk, annenin yoksunluğunu kabullenemiyor. İşverenler, çalışan annelerin çocuklarını da işyerine getirebileceği imkânlar oluşturmuş olsa güzel olurdu. İşverenler, çalışan annelerin işlerini kolaylaştırıcı pozitif ayrımcılık yapabilirlerse annenin performansı artar. Çalışan anne, eve geldiğinde çocuğunu terbiye etmek için müdahale edici değil, tam kabullenici bir halde derin empatik bir iletişime geçmelidir.
0
Bir yaşındaki çocuk ruhsal embriyo dönemindedir, anneyle bir duygusal bağ kurmalı ki güven duygusu gelişsin. Çocukta yeniden güven duygusu oluşturabilmek yani yeniden bağlanmayı gerçekleştirebilmek için; çocukla birlikte yatın, tensel teması artırın, çocukla birlikte olduğunuz kısıtlı dakikalarda çocukla derin bir duygusal iletişim içinde olun, çocuğunuzun yanında çok konuşmayın, çocuğunuza çok şey söylemeyin ama onun söylediklerini ruhunuzla beraber dinleyin, özellikle göz temasını hiç esirgemeyin, onunla aynı ortamdayken başkalarıyla ilgilendiğinizde çocuğunuz ihmale uğramış olur, zamana karşı duyarlılığı öğretin ve hassas bir şekilde uygulayın, çocuğunuzu hiçbir yere bırakmayın, asla ceza vermeyin, asla kızmayın.
Kitap Kategorisinde “KREŞ” Kelimesinden “3” Adet Bulunmuştur.
Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar
Tanıtım
Çocuk eğitimi, çocuğu ceza ve mükâfat ile "adam etmek" değil, onun dostluğunu kazanabilme becerisidir... Bu beceriyi elde edebilen yetişkinlerdir çocuklarını eğitebilenler...
Çocuk, baskı ve zorlamalar ile sindirildikçe değil, ebeveynine güvenle tutunabildikçe kişiliğini geliştirir.
Çıktığı günden bu yana 100 binin üzerinde okura ulaşan bu kitap, "korkmayın çocuk iyidir" sözünden cesaret alan yetişkinlerin çocuğa dost olma hikâyesine dönüştü. Birçok anne baba, çocukları ile dost olmanın verdiği keyifle birbirlerine, "gel sen de çocukla çocuk ol" diye seslendi...
Bir "çocuk dostu" hikâyesi yayıldı ülkemizde…
Bu eserde Pedagog Dr. Adem Güneş, çocuğun anne karnında başlayan yaşam serüvenini ergenlik sonuna kadar ele alıyor, çocuk eğitimine dair "doğru bilinen yanlışlar"ı gözler önüne seriyor…
İçindekiler
Teşekkür 9
Önsöz 11
Embriyo Psikolojisi 15
Genetik karakter nedir? 15
Psikolojik karakter 16
Embriyo psikolojisi 16
Anne-Çocuk Arasındaki Sır 19
İlk saatlerin önemi… 21
Çocuğun özellikleri bilinçaltına kaydediliyor 21
Ten, göz, koku… 22
Anne Sütü Gereksiz mi? 25
Anne sütü 25
Anne sütü, bebeğin her şeyi 27
Anne sütü, kanseri önler 29
Anne sütünün ağız sağlığıyla bağlantısı 29
Emzirme ve uyum süreci 30
Çocuk İhtiyaç Duyduğu An Sevgi Alabilmeli 33
İhtiyaç duyulduğu an sevgi 34
Ofisle KREŞ arasına sıkışan anneler 35
Duygusal yakından ayrılma 36
KREŞ mi, büyükanne mi? 36
O Yüzden Bazıları “Şıpsevdi” 39
“Sevme engelli” olma 40
Anne sevgisinin yokluğu, çocuklarını sevememeye de yol açar 40
Kişi kendiyle yüzleşebilmeli 41
İlgisiz Çocuk Sendromu 43
Bazı anneleri bekleyen risk 43
Ne yapılmalı? 44
“Evlatkolik” Anne-Babalar 47
Bağımlılık mı, sosyal hayata hazırlanamama mı? 48
Çocuk hata yaptıkça tecrübe kazanır 49
Bağımlı ebeveynin çocuğunu bekleyen birkaç tehlike 50
“Bağımlılık” kaos, “bağlılık” huzur getirir 51
Pembe Babalar, Hırçın Anneler 53
Anne gibi anne, baba gibi baba olmak 53
Baba, ailede otorite temsilcisidir 54
Anne şefkat temsilcisi, denge unsurudur 55
“Arkadaş” Değil; “Baba” Gibi Baba 59
Babalar artık nerede? 60
Çok yoğun baba modası! 62
Babasız çocuklarda davranış bozuklukları görülür 62
Çocuk Eğitimi ile Çocuk Terbiyesi aynı mıdır? 65
İyi eğitilmiş çocuk, iyi terbiye edilmiş midir? 65
O halde “çocuk terbiyesi” nedir? 66
Tanımadan “Çocuk Terbiyesi” Olmaz 69
Şahin’in korkak bir kargaya dönüşme hikâyesi 69
Çocuğunuzu yeniden keşfedin 71
Başarı mı başarısızlık mı ölçü olmalı? 73
Çocuğu en iyi anne tanır 74
Akıllı Uslu Çocuk, Terbiyeli Çocuk mudur? 77
Çocuğun Çocuk Olduğunu Unutmayın! 81
Çocuk İçin Oyun Önemli bir “İş”tir 87
Oyun, oyun değildir 88
“Haydi, git biraz oyna!” 89
Oyalamak mı, oynamak mı? 90
Çocukla oyun oynamak, beceri ister 90
Çocuk oynadığı oyunun hâkimidir 91
Oyun amaçsızdır 91
Modaya değil, çocuğa uygun oyuncak 92
6 aydan küçüklere 93
2 yaşa kadar 93
3 yaşından sonra 93
3-5 yaş arası 94
6-8 yaş arası 94
9-11 yaş arası 95
12 yaş ve üzeri 95
Asıl Tehlike Oyuncak Silah Değildir 97
Anormal davranışlar çabuk bulaşır 98
Çocuğun dünyasındaki kırık noktaların işareti... 99
Çocuk oyuncak silahlardan nasıl uzak tutulmalı? 100
Sanal Oyunlar Şiddete Yönlendiriyor 103
“Hepinizi öldüreceğim!” 104
Sanal sorumlulukla “yarı gerçek” yaşam 105
Sanal Yolla Ruhsal Hastalık Bulaşıyor 109
İnternet teknolojisi masum değildir 110
Anne-babalar dikkat 111
Çocuğunuzun Öfkesini Söndürmeyin 113
Öfke, sosyal hayatı düzenler 114
Öfke, çocukları tacizden korur 114
Öfkenin önüne geçilmezse zararlı olmaz mı? 115
Öfke zehir, vicdan panzehirdir 116
Vicdan ve öfke dengesi 117
Çocuk anne-babanın yankısıdır 119
Ebeveynlerin vicdanı, çocukların vicdan tohumudur 120
Bahane, vicdanı öldürür 121
Duyarlılık vicdanı besler 123
Yalan, Vicdan Zehirlenmesidir 125
Yalan, kişiliği koruma ihtiyacından kaynaklanır 125
Yalan, öğrenilen bir davranıştır 128
Çocuk dünyası ve yalan 129
Yalan söyleyen çocuk için ne yapılmalı? 130
Çocuklarda Korku ve Hayata Hazırlanma 133
Korku doğal bir süreçtir 134
Korku provaları 134
Cinsel Eğitim mi, Mahremiyet Eğitimi mi? 139
İstenmeyen gebelik ve bulaşıcı hastalık korkusu 141
Cinsel eğitimle mahremiyet eğitimi arasında ne fark var? 142
Mahremiyet Eğitimi 147
Temel Davranış Refleksi hangi yaşta ve nasıl kazandırılmalıdır? 148
Kardeş, Kardeşin “Kuma”sıdır 153
Kıskançlık onun kanında var 153
Tahrip edilen duygular kıskançlığı başlatır 154
Çocuklara eşit davranmak, kıskançlığı körükler 154
Adaletsizlik, kıskançlığı doğurur 156
Adaletsizlik, güvensizliği;
güvensizlik de kıskançlığı tetikler 156
Statü kaybı ve kıskançlık 157
Çocuklar arası yaş farkı kıskançlıkta rol oynar 157
“Tıpkı babası gibi gözleri var” 158
Çocuğum Hareketli mi, Hiperaktif mi? 161
DEHB nedir? 161
DEHB’nin belirgin özellikleri nedir? 162
DEHB nasıl oluşur? 163
DEHB’nin tedavisi var mıdır? 164
Son bir tavsiye 165
Anne, Allah Nerede? 167
Bilinçaltında büyüyen öcü 168
Her kalpte Allah varsa “O” kaç tane? 169
Çocuğunuzu Allah İle Korkutmayın 171
Zorlu Süreç: Tuvalet Eğitimi 175
Tuvalet eğitimi, anneyle çocuğu yakınlaştırır 177
Tuvalet alışkanlığı çok defa psikolojiktir 179
Pratikte neler yapılabilir? 179
Önsöz
Hani derler ya ilk göz ağrım diye… İşte, elinizde tuttuğunuz bu kitap benim yazarlık serüvenimin ilk kitaplarımdan biri.
Yıllar önceydi... Paylaşacak çok şeyim vardı, çocuk eğitimine dair...
İçimdeki bir ses, “Yazmalısın, paylaşmalısın çocuğa dair bildiklerini.” diyor, bir diğeri ise “Yazsan ne olacak, kim okur ki?” diye itiraz ediyordu...
Üniversite yıllarımdan beri aldığım notlar vardı, yazık olmaz mıydı onlara, ne de özenerek biriktirmiştim onları anne-babalar ile paylaşmak için... Uzunca yıllar Avrupa’da edindiğim gözlemlerim vardı, söylenecek, kritik edilecek şeyler birikiyordu zihnimde... Dahası, kendi kültürel kaynaklarımızdan edindiğim heyecan verici bilgiler vardı... Mevlânâlar, Yunuslar, Hacı Bektaşlar, Itriler, Haime Analar... İstanbul beyefendisinin nasıl yetiştirildiğine dair yöntemlerimiz vardı... Şefkat, merhamet, mahcubiyet, tevazuu gibi insanın en kıymetli hazineleri vardı, bugün unutulmaya yüz tutmuş... Okuduğum bilimsel makaleler, araştırmalar, kitaplar vardı... Dahası ben bir babaydım; çocuk yetiştirmeye dair hatalarım, yanlışlarımın acıları, doğrularımın sevinci vardı paylaşacak...
Belki de farkında olmadan çocuğu tanımaya başlamıştım ben... Çocuk hiç de zannedildiği gibi bir “baş belası” değil, insan olma mücadelesi veren zayıf biriydi… Tek dayanağı anne-babası, içinde yaşayacağı yetişkinler topluluğu idi...
Ama gel gör ki, çocuğa dair yanlış imajlar, onun bir “kedi gibi” terbiye edileceği yanılgısını oluşturuyordu...
Onun bir duygu dünyası olduğu unutulmuştu. Aşağılanıyordu mesela çocuk... Azarlanıyordu yanlış yaptığı bir işte, yanlışın ve doğrunun ne olduğunu henüz bilmeden üstelik... Çocuğun bir duygu dünyası olabileceğine çok dikkat çekilmiyordu.
Onu “adam etmek” için gerektiğinde cezalar veriyor, “akıllansın” diye şiddet uyguluyordu yetişkinler. Ve ben çocuğu işte bu gürültü içinde, sersemlemiş bir halde, sağa sola bakarken buldum. İçim acıdı...
Çocuğa yardım etmeliydim, ama nasıl...
Çocuğun bu kadar yanlış tanınmasını nasıl değiştirebilirdim ki... Utanıyordu anne babalar kendi arkadaşlarının yanında, çocuklarının çocuksu davranışlarından... Toplum da anne-babaları utandırıyordu “Nasıl çocuk yetiştirmiş, şuna bak...” diye. Çocuğun utanılacak biri olmadığını, onun acemi, küçük bir insan olduğunu anlatmayı denemeliydim...
Kim dinlerdi beni bilmiyorum... Çocuğu ceza ile eğitmeye çalışmanın bir utanç değil, gelenek halini aldığı günümüzde ne söyleyebilirdim yetişkinlere? Olsun... Yazmalıydım... ve işte elinizde tuttuğunuz bu kitabı acemice kaleme aldım.
Önce çok yadırgandım, “Ne diyor bu adam?” diye…Eleştirildim… Koca bir toplumun karşısında kendimi yapayalnız hissettim...
Ama gün geçtikçe, “Korkmayın, çocuk iyidir.” sözüne inanlar, çocukla dost olmaya başladıklarında kendilerini de çocukla iyi ettiler... Çocukla çocuk olmanın keyfi başkaydı. Bunu tadanlarsa başka anne-babalara da “gel sen de çocuk ol” diye el uzattılar... Bir “çocuk dostu” hikâyesi başladı ülkemizde...
Geri dönüp baktığımda, şu küçük bilgi kaynağı kitap 100.000’in üzerinde satış yaptığını; daha da önemlisi ardından yazdığım kitapların cesaretini oluşturduğunu görüyorum.
Bugün artık çocuğun “ceza ile adam edilmeye çalışılmasının” tek ve geçerli bir eğitim metodu olmadığının konuşulması heyecan verici...
Çocuk aziz bir misafirdir, anne-babaların evinde “bir süre” kalmak üzere... O süreç bitince misafirler evden ayrılır. Ebeveynler geri dönüp aziz misafirlerine nasıl davrandığını hatırladığında mahcup olmamalı, utanıp pişmanlık yaşamamalılar…
Kim ki aziz misafirine saygı gösterir, onun dünyayı öğrenmesine gönüllü rehberlik ederse, o çocuğunu kazanır...
Kazanılmış çocukların var olduğu bir dünyada yaşama arzusu ile...
EMBRİYO PSİKOLOJİSİ
Anne karnında dokuz ay geçiren çocuğun tıpkı fiziksel görünümü gibi psikolojik ve ruhi gelişiminin de temelleri usulca atılır.
Anne kendini huzurlu, mutlu hissettiğinde ya da kaygılanıp üzüldüğünde karnındaki bebek tüm bunlardan acaba nasıl etkilenir?
Örneğin, “Bizim çocuk çok çekingen. Kalabalıkta kendini ifade edemiyor, iki kelimeyi yan yana getiremiyor.” diye dert yanarken bu sonucun çocuğun anne karnında yaşadığı psikolojiyle bağlantısı olup olmadığı aklınıza geliyor mu?
“Genetik karakter” anne-babadan alınan genlerin tesiriyle anne karnında oluşuyorsa; ‘psikolojik karakter’in temelleri de yine anne karnında atılır.
ANNE ÇOCUK ARASINDAKİ SIR
Pedagoji bilimi, anne ve çocuk arasındaki bağı araştırırken büyük bir hakikatin perdesini farkında olmadan araladı. Böylece aralarındaki o müthiş bağın gizemli sırrı birazcık daha anlaşılır duruma geldi.
Çocuk yetiştirmek büyük yüktür. Bir çocuğun doğumundan ölümüne kadar tüm sorumluluğunu taşımak hiç de kolay değildir. Bundan dolayı da her insan bu fedakârlığı kaldıramaz.
Çocuğun doğduğu andan itibaren tiksinmeden altını değiştirmek, henüz yürüyemezken onu her gidilen yere kucakta götürmek, gece uykusuz kalmak, gündüz onca yorgunluğa katlanmak sıradan ve kolay bir yaşam değildir. Bu süreci bile bile kabul etmek, ruhen çok güçlü olmayı gerektirir.
“Çocukla anne arasındaki uyum süreci”nde ise anne ruhen güçlenir ve çocuğuna yoğun şekilde bağlanır. Eğer anne çocuğuyla bu ruh bağlanmasını gerçekleştiremezse bu yükün altından kalkamaz. Çocuğun her yaramazlığı veya hırçınlığı annenin bam teline dokunur, aşırı derecede sinirlendirir onu. Hatta bazen de sıradan birçok olay öfke nöbetleriyle bile sonlanabilir.
Anneyle çocuk arasındaki bağlanmanın ne anlama geldiğini netleştirebilmek için çocukla teyze arasındaki ilişkiye göz atmak gerekir.
ANNE SÜTÜ GEREKSİZ Mİ?
Genellikle anne sütünün biyolojik beslenmeye etkileri üzerinde durulur. Oysa ki emzirme dönemi bebeği ruhen besler, anneyle çocuk arasında büyük ve çok önemli bir ilişkinin tesis edilmesini sağlar.
Süt içen çocuğun ruhi beslenmesini hesaba katmadan, sadece beden gelişimini önemseyerek “ilk altı aydan sonra anne sütünün besleyiciliği azalıyor” demek, anneye ve bebeğe yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Kaldı ki bilimsel araştırmalar, anne sütünün ilk altı aydan sonra da besleyicilik özelliği taşıdığını ortaya koyuyor.
ÇOCUK İHTİYAÇ DUYDUĞU AN SEVGİ ALABİLMELİ
Her birimiz sevilmeye muhtaç; ama (maalesef) her birimizin kaşları sevgi isteyene çatık...
Meşhur Psikiyatr Alice Miller, Yetenekli Çocuğun Dramı isimli eserinde, çocukluk yıllarında anne-babalarından yeterli sevgiyi alamamış kişilerin ömürleri boyunca o doyamadıkları sevgiyi başkalarında arayacağından bahseder. Ama bu sevgi arayışı tamamen boşunadır. Çocukluk yıllarında anne-babalarından doyasıya sevgi alamayanların karşısına asla duygusal ihtiyaçlarını karşılayabilecek birileri çıkmaz. Çünkü o sevgi “zaman” itibarıyla özeldir. Karşılıksız verilmiş olması, ihtiyaç duyulduğu an giderilmesi sebebiyle de çok kıymetlidir…
O YÜZDEN BAZILARI "ŞIPSEVDİ"
Kız ya da erkek fark etmez, anne sevgisi çocukluğun ilk yıllarında hayati önem taşır. Çocuk; özellikle ilk yedi yılda “doya doya” anne sevgi ve ilgisini aldıysa hayatının geri kalan kısmında emin adımlarla ilerleyebilir, neyi, neden istediğini daha iyi değerlendirebilir.
Şefkat hissiyle örülü, karşılıksız anne sevgisinden mahrum yetişen gençler; özellikle ergenlik çağından itibaren içlerindeki bu boşluğu doldurabilmek için o adresten diğer adrese koşma ihtiyacı hisseder.
Anne sevgisinin önemi bu kadarla da kalmaz. Çocukluk yıllarında annesinden yeterince ilgi ve sevgi görememiş gençler, yetişkinlik yıllarında “sevme engelli” olma riski taşır.
İLGİSİZ ÇOCUK SENDROMU
İlgisiz Çocuk Sendromu; insan yaşamında ruhsal gelişimin en hızlı olduğu ilk dört yaş döneminde görülür. Çocukla sosyal çevre arasında sözel ve duygusal iletişimin sağlıklı yürümemesi sonucunda da oluşur. Bilhassa çalışan annelerin, çocuk gelişimi konusunda yeterli donanıma sahip olmayan bakıcı kadınlara emanet ettiği çocuklarda bu sendrom sıklıkla görülebilir.
EVLATKOLİK ANNE BABALAR
Aşırı korumacı ve evlatkolik aile içindeki çocuk, kendini ve kendi kabiliyetlerini tanıyamaz, hata yapmaktan korkar. Yanlış hareket ederek risk almadıkça da atacağı her adımda tereddüt ve kararsızlık yaşar.
Biz, sosyal hayata hazırlanamamış çocukları “anne-baba bağımlısı” diye nitelendirmiyoruz. Çünkü böyle biri, çocukluk döneminde anne-babasına bağımlı olsa da; yetişkinlik yıllarında okuldaki grup liderine, evlendiğinde de eşine bağımlılık riski taşır. Farklı kişilere yapışma ihtiyacı ise bir “davranış sapması”dır.
PEMBE ANNELER- HIRÇIN BABALAR
Sağlıklı aile modellerinde, anne annedir, baba da baba. Çocuk da zaten anne gibi anne, baba gibi baba görmek ister karşısında. Ne yazık ki günümüz sosyal yaşantısı, anne-babaların aile içindeki rollerini altüst etti. Bu duruma çocukların da anlam veremediği kesin. Artık kapısını araladığımız evlerin birçoğunda “pembe babalar” ile “hırçın anneler”e rastlamak oldukça sıradan. Halbuki sağlıklı aile yapısında anne şefkat ve sevgiyi, baba da otoriteyi temsil eder.
ARKADAŞ DEĞİL "BABA" GİBİ BABA
Çeşitli bahanelere sığınarak çocuklarını ihmal eden babaların çocuklarında genellikle aynı davranış sapmalarına rastlıyoruz. Babası olduğu halde babasız büyüyen çocuklar, genelde istikamet tutturmakta zorluk çekerler. Güçsüz ve dirayetsiz olurlar. Aldıkları bir kararı, kırk kez gözden geçirir, başarısızlık karşısında hemen hayal kırıklığına uğrarlar. Sözlerine genelde güven olmaz. Bir gün şöyle, bir gün böyle görünürler.
ÇOCUK EĞİTİMİ İLE ÇOCUK TERBİYESİ AYNI MIDIR?
Çocuk terbiyesinde ise hedeften önce, başlangıç noktası önemlidir. Bunu “referans noktası” olarak isimlendiririz. Çocuk terbiyesinde referans noktaları olarak normlar (evrensel kabul görmüş değerler, örf,adet, kültür, din) alınıyorsa artık bu çocuk eğitimi değil, çocuk terbiyesi olarak tanımlanır.
TANIMADAN ÇOCUK TERBİYESİ OLMAZ
Hiçkimse, bir çocuğun kabiliyetini keşfetme konusunda anne-baba kadar bilgiye sahip olamaz. Özellikle anneler, çocuklarının doğduğu ilk günden itibaren hangi alanlarda kabiliyetli olduğunu anlayabilecek özel bir donanıma sahiptir. Yeter ki bu kabiliyetlerini “empati” kanallarını tıkamadan kullanabilsinler. Tabii ki her anne-baba iyi niyetlidir ve çocuklarının geleceğinin en uygun biçimde şekillenmesini ister. Ancak iyi niyet, her zaman iyi netice vermez.
ÇOCUĞUN ÇOCUK OLDUĞUNU UNUTMAYIN
Örneğin, nezaket ve hürmetle kabul edildiğiniz bir aile dostunuza misafirliğe gittiniz. Çocuğunuzun dikkatini karşınızdaki müzik seti çekiyor, yanına gidiyor ve sesini bir açıp bir kapatarak “akustik keşfe” çıkıyor. Ancak bu ses, misafirlikteki ortama rahatsızlık veriyor. Eğer çocuğunuzun bu tecrübeyi kendi evinde yaşamasına izin vermemiş, onu tatmin olma noktasına kadar özgür bırakmamışsanız; misafirlikte ne derseniz deyin fayda etmez. ‘Dur’, ‘çek elini’, ‘bozarsın yapma’ diye uyarsanız da çocuk için bunlar pek bir şey ifade etmez.
ÇOCUK İÇİN OYUN ÖNEMLİ BİR İŞTİR
Çocuk, kendi hayal gücü ölçüsünde, oyun oynadığı bölgeyi tamamen kontrol altına alır. Çocuğun o anda elinde tuttuğu sadece küçük bir bebek olsa da onun görünmeyen annesi, markete gitmiş çocuklarına süt alıyordur. Yine hastalanmış bebeği babası doktora götürmek için bir kenarda bekliyordur. Hasılı, çocuğun oyun esnasında hayal gücü sınırsız şekilde çalışır.
SANAL YOLLA RUHSAL HASTALIK BULAŞIYOR
nternetle ilgili bilinen en büyük sorun “sanal bağımlılık” olsa gerek. Psikoloji literatürüne de giren sanal bağımlılıkla mücadele, zorlu psikolojik sorunların başında geliyor. Bu nedenle uzmanlar internet kullanıcılarına bilinçli olmalarının yanı sıra interneti iradeli kullanmalarını tavsiye ediyor. Ne var ki internet kullanıcıları her zaman iradeli kişilerden oluşmuyor.
Örneğin, henüz yetişkinlik çağına gelmemiş çocuklar ya da psikolojik rahatsızlığı bulunanlar; bir travma veya depresyon geçirmiş ve kendini sanal dünyaya atmış olabilir. Bu tarz kişilerin tam anlamıyla irade sahibi olacağından emin olamayız. Dolayısıyla kapıları her türlü insana açık olan internetin mevcut haliyle özellikle gençler için tehlike saçtığını açık şekilde söyleyebiliriz.
ÇOCUĞUNUZUN ÖFKE DUYGUSUNU SÖNDÜRMEYİN
Günümüz çocuk terbiyesinde doğrularla yanlışlar iç içe girdiği için anne-babalar çocuklarını terbiye ederken sağlıklı bir insanda bulunması gereken birçok özelliği de bilinçsizce köreltiyor. Bunların başında da çocuklarda yok edilmeye çalışılan “öfke” duygusu var.
-Öfke sosyal hayatı düzenler.
-Öfke çocukları tacizden korur.
Öfke terbiyesinde, ‘vicdan’ duygusunun kullanılması hayati önem taşır. Anne-babalar, 4 yaşından itibaren çocuklarındaki vicdan mekanizmasını çalıştıracak terbiye metotlarını hayata geçirmelidir. Sadece bununla da kalmamalı, zaman zaman onları vicdan testine tâbi tutup vicdan mekanizmalarının doğru çalışıp çalışmadığını da kontrol etmelidir.
-Öfke gelişir, vicdan terbiyesi unutulursa; o çocuğun ileride problemlerin merkezi olma olasılığı yüksek olur.
-Çocuklar anne-babanın yankısıdır. Ebeveynler çocuklarına nasıl seslenirse çocuklar da onlara aynı karşılığı verirler.
-Ebeveynlerin vicdanı, çocukların vicdan tohumudur.
-Bahane, vicdanı öldürür.
-Duyarlılık vicdanı besler.
YALAN VİCDAN ZEHİRLENMESİDİR
-Yalan, kişiliği koruma ihtiyacından kaynaklanır.
-Yalan, öğrenilen bir davranıştır.
Çocukların 6 yaşına kadar söyledikleri birtakım gerçek dışı beyanlara “yalan” diyemeyiz. Zira 6 yaşından küçük çocuklar henüz hayal dünyasıyla gerçekleri tam ve net şekilde ayıramadıkları için bazen hayal dünyasında canlandırdıkları bir şeye kendileri de inanır ve sanki gerçekmiş gibi etrafındakilerle paylaşır. Böylesi bir durumda ebeveynlerin paniğe kapılmalarına gerek yoktur. Zira çocuğun buradaki sözleri, bizim anladığımız manada yalan değildir.
Çocuklarda 6-7 yaşından sonra yalan söyleme alışkanlığı devam ediyorsa işte o zaman anne-baba önce kendini, sonra çocuğun çevresini, daha sonra da çocuğu bir kere daha gözden geçirmelidir. Zira yalan alışkanlığı başlamış çocuğun mutlaka bu kötü alışkanlığı kaptığı bir yer vardır. Bu, bazen bir televizyon dizisi, okul arkadaşı, bazen de ebeveynin bizzat kendisi ya da evde gereksiz yere yükselmiş gerilim olabilir.
ÇOCUKLARDA KORKU VE HAYATA HAZIRLANMA
Özellikle 6 yaş grubu çocuklarda çok sık görülen korkular, birçok anne-baba tarafından “abartılı” bulunur, gerektiği gibi müdahale edilmez. Ancak çocukluk yıllarındaki bu korkular, ilerleyen yıllarda birtakım ruhsal kırılmalara neden olabilir.
Korku olmazsa insan da olmaz. Bütün korkulardan arınmış biri, toplum için potansiyel bir tehlikedir. Korku, insanın topluma uyum sağlamasını, eş dost ve arkadaşıyla belli sınırlar içinde yaşamasını sağlayan en önemli insani reflekstir. İnsan bu refleksin nasıl kullanılacağını belli yaşlarda, belli provalar yaparak öğrenir ve bu şekilde yetişkinliğe doğru ilerler.
CİNSEL EĞİTİM Mİ MAHREMİYET EĞİTİMİ Mİ?
Bir grup çocuğa aynı ortamda cinsel bilgi vermek, ne taciz olaylarının önlenmesinde ne de çocukların cinsel kimliklerinin sağlıklı şekilde oluşmasında doğru bir yöntemdir.
Zira çocukta cinsel öğrenimin tedricen ve adım adım gerçekleşmesi gerekir. Cinsel kimlik oluşumunda en kritik nokta, çocuğun ruhi ve zihnî gelişimi ölçüsünde “çok hassas” ve “bilinmesi gerektiği kadar bilgi” prensibiyle eğitim verilmesidir.
Cinsel eğitim, bir grup çocuğa topluca verilir. Bu durumun (yukarıda da izah edildiği gibi) çocukların ruh sağlığını zedeleme riski vardır. Halbuki “mahremiyet eğitimi” kişiye özeldir. Her çocuk ayrı ayrı eğitilir. Çocuğu eğitecek olan şahıs ise öncelikli olarak çocuğun birinci derecede yakınlarından biridir. Eğer onlar uygun değilse mutlaka konunun uzmanı bir kişi yardımcı olur. Mesela kız çocuklarının mahremiyet eğitiminde birinci derece yakını annedir.
MAHREMİYET EĞİTİMİ
Çocukların mahremiyet eğitimi asla sadece nasihatle veya korkutmalarla tamamlanamaz. Çocukların kendi bedenlerine yönelecek tehlikelerden kurtulabilmeleri ve korunabilmeleri için verilmesi gereken mahremiyet eğitimine “Temel Davranış Refleksi” denir.
“Temel Davranış Refleksi”ni eskiler “utanma-haya duygusu” olarak da tanımlarlar. Ancak üzülerek belirtmek gerekirse günümüz anne-babaları kendi çocukları açısından hayati önem taşıyan Temel Davranış Refleksi’nin nasıl kazandırılacağı konusunda yeterince bilgi sahibi değiller.
“Bedenim bana aittir” bilinci: Daha bebekliğinden itibaren kendini rahatlıkla yetişkinlerin eline bırakan bebeğin ilerleyen yıllarda bedeninin farkına varması ve çevresindeki yetişkinlerden ayrı bir birey olduğunu hissetmesi gerekir.
Bedeninin kendisine ait olduğu hissini kazanamamış ve vücudu üzerinde başkalarının bir şeyler yapabileceğini düşünen çocuk, rahatlıkla taciz tuzağına düşer.
“İzin verirsem dokunabilirsin” bilinci: Bu bilincin oluşturulması için anne-baba, çocuğunun vücudunu hoyratça kullanmaktan kaçınmalıdır. Ebeveynlerin çocuklarını öperken “Seni öpebilir miyim?” diye izin istemeleri bu bilincin oluşmasında etkilidir. Çocuğun güçsüz bedeninin herkes tarafından izinsiz kullanılması, çocukların kendi bedenlerini koruma refleksini kırar.
KARDEŞ, KARDEŞİN "KUMA" SIDIR
Kıskançlık insan fıtratında hazır bulunan bir mayadır. İnsanın hayatını devam ettirebilmesi için bu duyguya ihtiyacı vardır ki kendi elindeki değerlere sahip çıkabilsin...
-Tahrip edilen duygular kıskançlığı başlatır.
-Çocuklara eşit davranmak kıskançlığı körükler.
-Adaletsizlik, kıskançlığı doğurur.
-Adaletsizlik, güvensizliği; güvensizlik de kıskançlığı tetikler.
-Çocuklar arası yaş farkı kıskançlıkta rol oynar.
ANNE ALLAH NEREDE?
Yedi yaşa kadar olan çocukların, “Allah nerede?” sorusundaki kastı, ismini duyduğu eşyaların zihinde şekillendirme çabası, isteğidir. Çocuk en iyi bildiği kavramla yeni duyduğu kelime arasında kıyas yaparak çevreyi tanımaya çalışır. Örneğin, “Bir hafta sonra teyzene gideceğiz.” dediğinizde, çocuk “bir hafta”nın ne demek olduğunu henüz bilmiyorsa, “Yedi kere akşam olacak, ondan sonra gideceğiz.” gibi bir açıklama yapmalıdır ebeveyn. Yani çocuk, bir önceki tanıdığıyla daha sonra tanıyacağı şey arasında ilişki kurarak hayatı algılamaya çalışır.
On dört yaşa kadar olan çocuklara verilecek cevapta, akıl ve mantık ön planda olmalı veya soruya, soruyla karşılık verilmelidir. Çocuğa kendi zihnî kapasitesi ölçüsünde ufuk ve düşünce boyutu açacak yaklaşımlar sergilenmelidir.
Yirmi bir yaşa kadar olan gençlere ise yazının başındaki tasavvufi açıklamalar yapılabilir. Gençlerle, şu anlayışta bir iletişim kurulmalıdır: “Allah kalbimizde. Eğer kendimizi ve kalbimizi keşfedebilirsek onun bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu göreceğiz.” ya da “Allah ötelerde. Kürsüsünde. Arşında. O, kâinatı kuşatmışlığıyla her an, her zerrenin hâkimi ve sahibi.”
Bütün bunların ötesinde bazı anne-babalar da yanlış davranış sergileyen çocuklarını cehennemde yanmakla tehdit eder. Bu şekilde çocuk terbiyesi kesinlikle olmaz. Zira 12 yaşından küçük çocuklara her ne sebeple olursa olsun; Allah’ın gazabı, cehennemin azabı gibi cezayı gerektiren konulardan bahsedilmemelidir. Zihinsel gelişimini henüz tamamlamamış çocuk, bunun gibi tehdit içeren anlatım ve nasihatlerden ürker, korkar ve ilerleyen zamanlarda da nefret eder hale gelir.
ZORLU SÜREÇ: TUVALET EĞİTİMİ
Çocuklar için altını ıslatmak oldukça keyif verici bir eylemdir. Çocuk tuvaletini yaparken haz alır. Dikkat etmişsinizdir, birçoğu altını ıslatacağı zaman duraksar, ebeveynin karşısına geçer, gözlerine masumca bakarak tuvaletini usulca yapar. Yüzündeki memnuniyetten de anlaşıldığı gibi çocuk tuvaletini yaparken haz alır, sakinleşir ve mutlu olur. Çocuğa tuvalet alışkanlığı kazandırmak ise onu bu olumlu duyguları yaşamaktan vazgeçirmektir.
-Tuvalet eğitimine önce büyük tuvaletten başlanmalıdır. Ardından gündüz küçük tuvalet ve son olarak da gece alışkanlığı kazandırılmalıdır.
-Tuvalet eğitimine başlandığı andan itibaren çocuğun ıslaklığı hissetmesini engelleyecek kaliteli bezler kullanılmamalıdır.
-Tuvalet alışkanlığı kazandırılmış çocuğa tutarlı davranılmalıdır. Bazen bez bağlayıp bazen bağlanmayan çocukların tuvalet eğitim süreci oldukça uzar.
-Çocuk gündüz altını ıslattığında (hava soğuk değilse ve sosyal ortam müsaitse) birkaç dakika ıslak altla bırakılmalıdır. Bu süre çok uzatılmadan temiz bir iç çamaşırla çocuğun üstü değiştirilmelidir.
-Çocuğun altı değiştirilirken psikolojik, duygusal, fiziksel şiddet uygulanmamalıdır. Çocuk ilk defa karşılaştığı bu ıslaklık ve utanma hissini kendi iç dünyasındaki dinamiklerle dengeleyip çözmeye çalışmalıdır. Yalnız “Offf bıktım ya!”, “Yine mi altına yaptın?” gibi cümlelerin, çocuğun oluşturmaya çalıştığı bu iç dinamikleri altüst ettiği akıldan çıkarılmamalıdır.
-2 yaşını geçmiş hiçbir çocuk altı ıslak olarak dolaşmaktan hoşlanmaz. Sizin ayrıca bir şey söylemenize gerek yoktur. Söyleyeceğiniz her ezici söz, süreci uzatacağı gibi çocuğunuzda farklı davranış bozukluklarının görülmesine de yol açabilir. O yüzden anne-babalar oldukça dikkatli olmalıdır.
-Gece kazandırılacak tuvalet alışkanlığında çocuk gündüz bol su ve sıvı içecekler tüketmeli. Ancak yatmadan en az bir saat önce artık vücuduna sıvı almamalıdır. Susamaya neden olacak yağlı, tuzlu ve tatlı yiyecekler çocuğa yedirilmemelidir.
-Gece kazandırılacak tuvalet alışkanlığında, çocuğun altını ıslattığı saatler bir çizelgeyle tespit edilmeli ve çocuk o saatlere denk gelecek şekilde tuvalete götürülmelidir.
-Çocuk gece kaldırıldığında tuvalet ihtiyacını giderirken uykulu olmamalıdır. Önce uykusu ve bilinci açık hale getirilmeli, daha sonra ihtiyacını gidermesi istenmelidir.
-Çocuğuna tuvalet alışkanlığı kazandırmaya çalışan bir anne, bol bol yedek çarşaf, nevresim, yedek iç-dış çamaşır bulundurmalıdır. Bu konuda sıkıntı yaşanmak anneyi agresifleştirir. Çocuk da bu durumdan olumsuz etkilenir.
-Çocuk gece altını ıslatmış ise asla örselenerek veya hırpalanarak yatağından kaldırılmamalıdır. Bu tarz davranışlar çocuğun akıl sağlığı açısından oldukça tehlikelidir.
-Uykusu ağır çocuklara gece tuvalet alışkanlığı kazandırılması zor olabilir. Böyle durumlarda daha fazla gayret gösterilmesi gerektiği unutulmamalıdır.
-Erkek çocuklar sünnet ettirildikten sonra daha kolay tuvalet alışkanlığı kazanır.
-Uzun süreli uğraşlar neticesinde kazandırılamayan (özellikle) gündüz tuvalet alışkanlıklarında psikolojik veya fizyolojik sorunlar olabileceğiunutulmamalıdır.
-Çocuk her ne kadar iki yaşından itibaren mesane yollarını kendi iradesiyle kontrol altında tutabilme becerisine sahip olsa da bu kazanımı nasıl kullanacağını öğrenmesi gerekir. Bu itibarla bakıldığında; iki yaşına gelen çocuk psikolojik açıdan hazır değilse tuvalet eğitiminin kazandırılması da oldukça zor olur.
Çocuk Deyip Geçmeyin
Tanıtım
"Ne kadar değerli insan gördüysem onların çocuğa değer verdiğini de gördüm.
Çocuğa değer vermek bir lütuf değil, insan olmanın gereğidir. Bu gerekliliğe önem veren ebeveynlerin çocukları hayatla barışık yaşar. Yeri geldiğinde coşkuyla gülebilen, gerektiğinde hüzün duyabilen çocuklardır onlar. Gözleri ışıl ışıl, 'insan olmanın değerini' duyarak yaşamış çocuklar…
Ne kadar sorunlu çocuk gördüysem, hepsinin 'çocuk deyip geçilmiş' olduğunu da gördüm.
Çocuk deyip geçmemek için çocuğun kim olduğunu bilmek gerekir.
Çocuk kimdir ve nasıl yaşar? Kişiliği nasıl gelişir? Duyguları nasıl oluşur?"
Adem Güneş Çocuk Deyip Geçmeyin'de bir çocuğun gözünden bakıyor hayata. Her bölümde yeni düşünce ufukları geliştiriyor. Kimi zaman "Dikkat dağınıklığı yoktur, o zaten çocuğun normal halidir" diyor, kimi zaman "çocuk eğitiminin ceza ile olamayacağına" dikkat çekerek yetişkin-çocuk ilişkisinin temeli olan "güven" duygusunun altını çiziyor.
İçindekiler
Önsöz ....................................................................................................................................9
ZAMAN AKIYOR ÇOCUKLUK YILLARI GERİDE KALIYOR .........................................11
Çocukluk Yılları Geride Kalırken .......................................................................................13
Anne ile Uyumak Güven Veriyor ........................................................................................17
Kaygılı Çocuğun İlacı “Güven” Duygusudur ......................................................................21
Çocukların da Bir Tükenme Noktası Vardır ........................................................................25
Çağın Hastalığı: Narsisizm ..................................................................................................29
Hiperaktif Çocukların Dramı ...............................................................................................35
Dikkat Eksikliği Bir Yanılgı mı?..........................................................................................39
Kız Çocuklarında Baba Yoksunluğu Daha Derin Oluyor ....................................................43
Ancak Sevilen Kişi Sevmeyi Bilir....................................................................................... 49
Ceza ile Çocuk Eğitimi Olur mu?........................................................................................ 53
Bağımlılık Yapıcı Maddeler ve Çocuklar .............................................................................57
“Sorun Yok, Ben Hallederim” ..............................................................................................61
İnternet Oyunları ve Farklı Bilinç Halleri ............................................................................65
İletişim Yeteneğini Kaybeden Çocuklar ...............................................................................69
Suçluluk Duygusu Kalıcıdır .................................................................................................73
Çocukluk Yılları ve Değersizlik Hissi .................................................................................77
Hitap Edilemeyen Çocukların Dramı ...................................................................................83
Çocuklarda Zamana Karşı Duyarlılık ..................................................................................87
Hayatı Yaşayarak Öğrenmek ...............................................................................................91
HER ÇOCUK ÖZELDİR .........................................................................................................95
Her Çocuk Özeldir...............................................................................................................97
Öğrenmenin Üç Sihirli Anahtarı .......................................................................................101
Yaşatılmayan Çocukluk Yılları .........................................................................................105
Cezasız Çocuk Eğitimi Olur mu? .....................................................................................109
Korku Eğitimin Bir Unsuru Olamaz .................................................................................113
Mahcubiyet Hissi Yitirilirse…...........................................................................................117
Birinci Sınıfta Eğik Yazı Öğretmek Doğru mu? ...............................................................121
Ders Derste Öğrenilir ........................................................................................................125
Eğitimdeki Temel Sorunlar ...............................................................................................129
Cinsel Eğitim mi Mahremiyet Eğitimi mi? .......................................................................135
Eğitim Şefkat ile Başlar ....................................................................................................139
KREŞe Uzun Süre Bırakılan Çocuklar ...............................................................................143
Çocuğuna Sahip Çıkan Kazanır .......................................................................................147
Çocuklar Spor ile Sosyalleşir ...........................................................................................151
Futbol Fanatiği Çocuklar .................................................................................................155
Tatil Ödevi Olmalı mı? ....................................................................................................159
Bazı Kayıplar Sınav Kaybından Daha Acıdır ..................................................................163
Okul Serviste Başlar ........................................................................................................169
Okul Servislerinde “Sesli Kitap” .....................................................................................173
ANNELERİN DE BİR ÇOCUKLUK ÖYKÜSÜ VAR........................................................ 177
Eş Eşin Terapistidir ..........................................................................................................179
Sağlıklı Evlilik İçin Sağlam Kişilik .................................................................................183
Terapiye Muhtaç Terapistler ............................................................................................187
Çocuğa Bağlanmak ..........................................................................................................191
Annelerin de Bir Çocukluk Öyküsü Var ..........................................................................195
Kardeş Sayısı ve Çocuk Gelişimi ....................................................................................199
Baba Bugün Ne Oldu Biliyor musun? .............................................................................201
Anne Babaların Çocukluk Hatıraları ...............................................................................205
BAYRAM YAŞANMAK İSTENİRSE BAYRAM OLUR ...................................................209
Kusurun Nazara Verilmemesi Prensibi ............................................................................211
“Tekne Orucu” ve İrade Eğitimi ......................................................................................215
Bayram Yaşanmak İstenirse Bayram Olur .......................................................................219
Çocukluk Yıllarında Bayramlar Özeldir ..........................................................................221
Yetişkinlerin İbadeti ve Çocuklar ....................................................................................225
Çocuk Dövmeyi Din mi Emrediyor? ...............................................................................229
Kur’an Eğitiminin Püf Noktaları .....................................................................................233
Çocuklar Uyurken Kur’an Dinlerse.......................................................................................237
Önsöz
Hani hep bildik bir teselli vardır ya “çocuktur unutur” diye...
Yetişkinler bilirler ki, çocuk ne kadar zarara uğratılsa da ertesi gün yine gelecek ve coşku dolu hali ile kendisini inciten yetişkinin etrafında dönüp duracaktır.
Çocuğun bu hali yetişkini yanıltır, çocuğun dünü unuttuğu zannedilir…
Hâlbuki çocuğun aklı unutsa da hisleri unutmaz…
Zira çocukluk dönemi, “akıl” ile öğrenme dönemi değil, “his” ile kişilik kazanma dönemidir.
Örneğin, karanlıktan korkmak “akıl” ile ilgili değildir, ruhun incinmişliğidir… Ya da tırnak yemek akılla izah edilemez, ruhsal zayıflığın dışa vurumudur. Veya öfkesine yenik düşen bir çocuğu akli nasihat ile durdurmanız zordur, zira o, içsel sıkıntılarını şiddet ile dışa vurmaktadır.
Ve bütün bu hisler çocukluk yıllarında oluşur.
Çocuk küçük düşürülürse kendini küçümser, suçlanırsa kendini suçlar, ona değersiz davranılırsa kendini değersizlik hissi ile geliştirir.
Çocuk zihninin savunması yoktur, çocuk ne yaşarsa o olur…
Değer verilen çocuk değerli olur… Ve çocuğa değer vermek ona bir lütuf değil, insan olarak onun en doğal hakkıdır…
Gelecek, “çocuk deyip geçmeyen” ebeveyn ve eğiticilerle inşa edilecektir.
Adem Güneş
İstanbul
Anne ile uyumak güven veriyor
Fransa Notre Dame Üniversitesi “Anne-Bebek Uyku Davranışları Laboratuvarı”nda yapılan çalışmalar, bebeğin annesi ile yatmasının hem “fizyolojik” hem de “psikolojik” olarak bebeğe fayda sağladığı gibi, bu yakınlığa annenin de ihtiyacı olduğu ortaya çıktı. Laboratuar’da anne ile uyuyan bebeklerin daha “huzurlu” ve “uyumlu” olduğu gözlemlendi.
İsviçre’de yapılan iki ayrı araştırmada ise bebeği ile birlikte uyuyan annelerin “oksitosin” (emzirme esnasında salgılanan hormon) düzeyler inde artış gözlemlendi. Oksitosin düzeyinin artması ise hem annenin hem de bebeğin yararına olacak şekilde rahim kasılmalarına ve gelen süt miktarının artmasına neden oluyordu. Aynı zamanda bu hormon, doğumdan sonra ana rahminin eski halini almasında oldukça önemli bir rol üstleniyordu. Yapılan bu çalışmada, bebeğinden ayrı uyuyan annelerde “sütten kesilmelere” daha sık rastlandığı halde, bebeği ile uyuyan annelerde anne sütündeki belirgin artış oldukça dikkat çekici idi.
Anne ile uyuyan bebeklerde anne vücudunun doğal sıcaklığı ile bebeğin kendi vücut ısısının dengede durması bebeğin fiziksel gelişimi açısından önemli rol oynamakta.
Kaygılı Çocuğun İlacı “Güven” Duygusudur
Kaygı, bir tetikçidir… Kimin ruhunda var olursa o ruhun kimyasını bozar. Anormal davranışlara yol açar. Mesela, aslında hiçbir çocuk “yalancı” değildir. Yalan söylemek insanın özünde yoktur, çünkü insan “iyi”dir. Ancak çocuğu azıcık kaygılandırırsanız, çocuk “kendini korumak için” yalana başvurabilir. Sınavdan zayıf alan bir çocuk anne babasının üzüleceği “kaygısı” ile sınav notunun yüksek olduğu yalanını söyleyebilir. Burada çocuğun bizzat kendisine ve onun yalan davranışına odaklanmak yerine yalan söylemesine neden olan “kaygı” ortadan kaldırılırsa, yalan söyleme eğilimi de ortadan kalkacaktır.
Çağın Hastalığı: Narsisizm
Kişilik bozuklukları içinde en sinsi olanı “narsist kişilik bozukluğu”dur.Zira kişi, narsist olduğunu bilmez. O kendini beğenerek değil, insanları yetersiz bularak kendini yüceltir. Nedir narsist kişilik bozukluğu? Kişinin kendini “bir şey” zannetmesi halidir. Kendini beğenme, başkalarını yetersiz bulma hastalığına yakalanmasıdır. Araştırmalara göre, toplumların yüzde birinin narsist kişilik bozukluğu taşıdığını biliyoruz. Yüzde bir az gelmesin sakın, zira böylesi kişiler duyarsızlıklarından elde ettikleri güç ile toplumda kolay yer edinir. Etraflarında zayıf kişilere tesir eder, onları istediği gibi kullanırlar ve genelde başarılıdırlar. Ancak bu, başkalarını ezmek ve duyarsızca yaşamaktan kaynaklandığı için gerçek bir başarı değildir.
-Çocukluk yıllarında annesi ile “bağlanmasında” problem yaşamış çocukların yetişkinlikte narsist kişilik bozukluğuna daha “yatkın” olduğu biliniyor. Reddedici, otoriter ve baskıcı annelerin çocukları önce içlerindeki anne yoksunluğunu “bastırmayı”, kendi iç dünyalarına “derinleşmemeyi”, fazla “duygusal olmamayı”, kimseye “bağlanmamayı”, “güvenmemeyi” öğreniyorlar. Annesine güvenle bağlanamayan kişi hayata güvenle bakamıyor.
-Çocukluk yıllarında “aşağılanmış” kişiler narsisizme yatkın oluyor. Kişi aşağılandıkça kendini güçlendirmeyi, kendini güçlendirdikçe başkalarını hissetmemeyi, onları ezmeyi bir tarz haline getiriyor. Ebeveynler çocuklarını şu ya da bu sebeple aşağılarken aslında duyarsızlaştırdıklarını görmelidir. Duyarsızlık ruhsal ölümdür. En basitinden söylenecek olursa, kardeşi ile kıyaslanan çocuk, aşağılanan çocuktur. Ödevini yapmadığı için sınıfta alay konusu edilen çocuk adım adım duyarsızlaşan bir çocuktur.
-Yine çocukluk yıllarında, ebeveynleri tarafından devamlı “övülmüş” çocuklar da potansiyel bir narsisttir. Örneğin bir ebeveyn “Benim kara gözlü kızım, senin eşin benzerin yok” diyerek kızını sevmişse veya “Benim oğlum gibisi yok bu dünyada” denilerek çocuğa bu övüngen ruh edindirilmişse, böylesi çocuklar potansiyel narsisttir.
Dikkat Eksikliği Bir Yanılgı mı?
Çocuk okula geldiğinde evdeki oyuncağını düşünür. Kardeşi ile kavgasını düşünür. Dışarıda kuş görse o kuşun nasıl uçtuğunu, arkadaşında hoşuna giden bir kalem görse o kalemin ne güzel bir kalem olduğunu düşünür. Zaten “normal” bir çocuğun zihninde yüzlerce düşünce aynı anda gelip gider.
Önemli olan eğitimcinin, çocuğun zihnini bunca “düşünce akışı” içinde kendi anlattıklarına doğru bir “merak hissi” ile yönlendirebilmesidir. Dikkatleri toplayabilmek çocuğun değil eğitimcinin becerisidir. Adını çokça duyduğumuz ama kendisini henüz ülkemizde bir türlü göremediğimiz “çocuk merkezli eğitim”in temel amacı, eğiticinin birtakım enstrümanlar kullanarak çocuğun dikkatini anlatılan konuya odaklayabilmesidir.
Böylesi sıcacık ve rengârenk dünyası olan insana “yavan” bir eğitim sunmak, onu “can sıkıcı” bir eğitici ile baş başa bırakmak, daha ilkokuldan itibaren “ödevler” altında ezmek ve sonra da yetişkinin beklentileri altında ezilmiş bu çocuğu “dikkatini toparlayamıyor” diye etiketlemek ona büyük saygısızlıktır.
Ancak sevilen kişi sevmeyi bilir
Çocuk kendisini zorla yataktan kaldıran, söylene söylene servise bindiren, odasını toplamadığı için aşağılayan, ödevler yüzünden her gün vaaz veren ebeveynine karşı bir süre sonra sağır oluyor, ne söylerse söylesin ebeveyn çocuğa tesir edemediğini görüyor.
Hâlbuki çocuk ancak kendisini güven ve emniyet içinde hissettiğinde ebeveyn yanında duygu dünyasını geliştirir ve aidiyet hisseder.
Çocuk, kendisini sözle inciten, tehditle aşağılayan ebeveyni ile aidiyet duygusu kuramaz. Böyle çocuklar ya dışarıda kendilerine bir güvenli liman arar ya da kendi duygu dünyalarını sevgiye ihtiyaç duymayacak kadar “bastırırlar.”
İnternet oyunları ve farklı bilinç halleri
Günümüz teknolojisi ile üretilen oyunların birçoğunun çok tutulması, oynayan kişiye farklı bilinç hâlleri yaşatmasından ve onu paralel bir yaşam tarzına sürüklemesinden kaynaklanıyor. Bu türevdeki oyunlar özellikle Norveç katliamından sonra Batıda adım adım takip ediliyor ve yasaklanıyor. Mesela Norveç, elli bir adet oyunun ülkesine girişini ve oynanmasını yasakladı.
Neden yasaklanıyor? Çünkü farklı bilinç hâllerini yaşamaya başlayan kişiyi oluşturduğu o paralel yaşamdan çıkartmak oldukça zor. “Fizik” olarak bilgisayarın arkasında olmasına rağmen “ruhu” ile oyunun içine giriyor.
İletişim yeteneğini kaybeden çocuklar
İletişim yeteneğini kaybetmiş kişiler ise bir bunaltı kaynağıdır. Yanında canınız sıkılır, ne diyeceğinizi bilemezsiniz, öylece derin nefes alır, of çeker durursunuz.
Aktif iletişim yeteneği çocukluk yıllarında elde edilir ve ömür boyu kullanılır.
Kendisini dinleyen bir ebeveyn yanında “dili tatlanan” çocuk, kendisini ifade etmenin keyfini çıkarır.
Göz ucu ile dinlenen, konuştukça sözü kesilen, her konuştuğuna bir eleştiri getirilen çocuklar bir süre sonra kısa kısa konuşmaya başlar. Böylesi kişiler için iletişim bir hayat tarzı değil, sanki bir mecburiyetin yerine getirilmesidir.
Aktif iletişim yeteneğini yitirmiş kişiler genelde “hiç anlaşılmadıklarından” şikâyetçidir. Hâlbuki anlaşılmak ancak kendini ifade etmekle mümkündür. Fakat böyle kişilerin beklentisi “söylemeden anlaşılayım” oluyor.
Kendisini ifade edemeyen kişilerde bir süre sonra “içsel konuşmalar” başlar. Kişi kimi zaman bulaşık yıkarken, kimi zaman yolda yürürken kendi kendine konuştuğunu fark eder. Kendi kendine konuşmaktan yorulmaya başladığında, bunalımların başladığı görülür.
İletişim kişinin kendisini depresyondan koruyan kalkanıdır.
0-6 Yaş Dönemi Çocuk Eğitiminde 100 Temel Kural
Tanıtım
Bir Hint atasözü; "Çocuklarınızı 6 yaşına kadar bana verin, 60 yaşına kadar sizin olsun…" der… Pedagojik açıdan doğrudur bu söz… Zira çocukluk dönemi, his edinim dönemidir… Ve hangi his yerleşirse 6 yaşına kadar çocuğa; o, huya dönüşür… İncecik sızı bırakır duyguda, sökülüp atılması kolay olmayan…
Kiminde, uğursuz bir iç ses gibi fısıldar durur, bütün bir ömür değersizlik hissettirir insana iliklerine kadar… Kiminde ise cıvıl cıvıl bir iç kıpırtısı verir, dinmek bilmez yaşama sevinci… Ve en zor anlarda çocukluğun tebessümü koşar gelir yardıma... Her insanın sadece bir kez çocuk olma hakkı vardır… O da anne babasının çocukluğunu yaşamasına izin verdiği kadardır…
İçindekiler
TEŞEKKÜR 11
YAYINA HAZIRLAYANIN NOTU 13
GİRİŞ 15
1-Bebeğin odaya ihtiyacı yoktur, en güzel oda dahi anne yatağından güven verici değildir 16
2-Yenidoğan ya anne yanında ya da anneyle temas edebilecek yakınlıktaki bir beşikte yatmalıdır 18
3-Bebek yatağı hapishane parmaklıkları gibi engelleyici bir biçimde değil, anneye kolayca erişilebilecek kolaylıkta olmalıdır 20
4-Altı temiz, karnı tok; ağlaya ağlaya uyur' diye çocuğu yalnızlığa terk etmek, anne ile bebek arasındaki bağı zedeler 22
5-Çocuk anneden süt değil güven emer 24
6-Çocuk anne sütünden birdenbire kesilmez 26
7-Duygusal ihtiyaçlar 'vaktinde ve yeterince' giderildiğinde güven duygusu gelişir 28
8-Çocuğun gerçek kişiliğinin ortaya çıkabilmesi ancak kendini güvende hissetmesiyle mümkündür 30
9-Çocuk ancak 3,5 yaşından sonra anneden ayrılabilir 32
10-Ebeveynlerin en büyük yanılgısı 'küçükken söz geçiremezsem, büyüdüğünde beni hiç dinlemez' düşüncesidir34
11-Baskıcı ebeveynlerin edilgen çocukları olur 36
12-Çocukluk dönemi 'his edinim' dönemidir 38
13-Güvenle bağlanan çocuk, güvenle ayrılabilir 40
14-Çocuk eğitiminin özü 'güvenli bağlanma'dır 42
15-Kaygılı annelerin, kendine bağımlı çocukları olur 44
16-Güvenli bağlanma 0-4 yaş arasında ve 'bir kişi' ile gerçekleşirse çocuk ruhen dingin olur 46
17-Bağlanma problemi olan çocuklar gece ansızın uyanıp sebepsiz yere ağlayabilirler 48
18-Anne kendini çocuğa bırakmazsa çocuk da anneyi bırakmaz 50
19-Okul öncesi dönemde hırçınlık, genellikle bağlanamama probleminin dışa vurumudur 52
20-Çocuk annesiyle 'güvenli bağ' kurabildiği kadar 'duyarlı', babasıyla birlikte olabildiği kadar 'iradeli' olur 54
21-Söz dinlemeyen çocuk yoktur, bağlanamamış çocuk vardır 56
22-Bağlanmanın üç temas noktası; 'göz, ten ve ses'tir 58
23-Çalışan anne, 4 yaş öncesi çocuğunu KREŞe vermek yerine bakıcı tercih etmelidir 60
24-Bebeğin bakıcıya bırakılması birdenbire değil, 6 haftalık süreç içerisinde gerçekleşmelidlr 62
25-Anne çocuğundan vedalaşarak ayrılmalıdır. Habersizce gitmeler çocukta kaygı uyandırır 64
26-6 yaşına kadar çocuklar 'buyurucu bir iç kılavuzla' gelişimlerini sürdürürler 66
27-Çocuk aslında 4 yaşında doğar 68
28-Çocuk çok acıkırsa hızlı hızlı yer, çok susarsa üstüne döke döke içer; bunda ne ayıp vardır ne utanç 70
29-Bir anne babanın en iyi psikoloğu, kendi çocuğudur 72
30-Tuvalet alışkanlığı, çocuk zihinsel ve fiziksel açıdan hazır olduğu zaman başlamalıdır 74
31-Çocukla iletişimde en güçlü kelime 'Evet', en zarar verici kelime Hayır'dır 76
32-Oyun ve oyuncak ancak bir araçtır, marifet çocukla aracısız iletişim kurmaktır 78
33-Eşyaya nüfuz edebilen' çocuk güven duygusu edinir 80
34-Okul öncesi dönemde çocuklarla iletişimde 'eylem dili' kullanılmalıdır 82
35-Yeme bozukluğu, çocuğun üzerindeki baskının yemeye tepki ile dışa vurumudur 84
36-Çocuk için' kural koymak ona kendini dışlanmış hissettirir 86
37-Kardeşler arası ideal yaş farkı dörttür 88
38-6 yaş öncesi çocuklara ölüm anlatılırken 'müsebbibe' değil 'sebebe' vurgu yapılmalıdır 90
39-Anne babadan keyif alamayan çocuklar, kendilerini TV, telefon, bilgisayar gibi araçlarla meşgul ederler 92
40-4 yaş öncesinde televizyon izlemek çocukta empati duygusunu zayıflatır....94
41-Uykuya direnç, yaşama sevinci olan çocukların davranışıdır 96
42-Okul öncesi çocuğunun en belirgin özelliği yavaşlıktır 98
43-2 yaş öncesi çocuğu uyutmak için sallamak, onu sersemleştirir 100
44-Yetişkinler yoruldukça yavaşlar, çocuklar yoruldukça hızlanır 102
45-Bağlanma dönemi sağlıklı geçmiş çocuklar için anaokulu yaşı dörttür 104
46-Çocuğu, alışacak diye ağlaya ağlaya okula göndermek, ebeveyn çocuk bağına zarar verir 106
47-Anaokulundaki çocuğa 'grup' halinde değil, varlığını onaylamak için ismiyle hitap edilmelidir 108
48-Çocuk okula ağlayarak alışmaz 110
49-Anaokulunun çocuk için en büyük kazanımı zamana karşı duyarlılık
oluşturmasıdır 112
50-Okul öncesi eğitimde öğretmen disiplinli ve otoriter değil, anne gibi
şefkatli olmalıdır 114
51-Bilgi ile değil, içsel duyuşların yol göstericiliğiyle anne olunur 116
52-Katı disiplinli bir annenin çocuğu 'şeklen' düzen içinde görünse de 'ruhen' duygusal yoksunluklar içindedir 118
53-Çocuk aşağılandıkça iki insani hissini yitirir; mahcubiyet ve utanma 120
54-Çocuklarda bağımlılık bir 'doyamama' halidir 122
55-İhtiyaçları karşılanan değil, kendisine ihtiyacı olmayan şeyler sunulan çocuklarda bağımlılık olur 124
56-Yaşam, kendine güvenle bağlananlara huzur verir 126
57-Bir kişinin cezalandırılabilmesi için, 'irade, kasıt ve ehliyet' olması şarttır ki bunlar çocukta yoktur 128
58-Hiçbir çocuk şiddete eğilimli değildir; çocuk için saldırganlık bir savunma eylemidir 130
59-Negatif sözlerle pozitif kişilik oluşmaz 132
60-Üzerinde baskı olan çocuk hiperaktif davranışlar sergiler 134
61-Çocuğu ceza ve mükâfatla eğitme çabası, onu edilgenleştirmekten başka bir şey değildir 136
62-Bağ kuramayan ebeveynler baskı kurar 138
63-Ebeveynin baskıcı tutumu karşısında ağlayan çocuğa bir de ağlamaması
için baskı yapmak, öfkeye sebep olur 140
64-Çocukluk dönemi, benliğin inşa dönemidir, tamamlanmamış bir benliğe ceza vermek, benlik inşasını zarara uğratır 142
65-Ne talihsizdir o anne babalar ki dünyada çocuklarını değil kendilerini gezdirirler 144
66-Çocuklar 3-4 yaşlarında bellek yitimine uğrar 146
67-Okul öncesi çocukların en büyük ihtiyacı özgürlüktür 148
68-Çocuk, yetişkinin oyuncağı değil, yaşama hazırlanan bir aziz misafirdir 150
69-Çocuk ebeveynlere bir süre misafir olarak emanet edilmiş bir aziz misafirdir 152
70-Pedagojide çocuğun üç dünyası vardır; gerçek, hayal ve rüya. Okul öncesinde bunları ayırt etmek zordur 154
71-Her kim çocuk eğitmeyi göze alırsa çocuklaşmayı da göze almalıdır 156
72-Davranışlar kendi başına bir anlam taşımaz, zira her davranış bir duygunun dışa vurumudur 158
73-Duyarsızca söylenen sözlerle değerler eğitimi olmaz 160
74-Çocuk ikna edildikçe değil, ikna oldukça gelişir 162
75-Konuşurken dinlenen çocuk kendini değerli hisseder 164
76-Aile içinde değer gören çocukların en belirgin özellikleri 'kaygısız tebessümleri'dir 166
77-Kişiliği 'değersizlik hissi' ile oluşan çocuk, değersiz işlere değer kazandırma eğilimine girer 168
78-Hatırlanmayan geçmiş, yaşanan değersizlik hissindendir 170
79-Çocukluğun en belirgin özelliği dikkat dağınıklığıdır 172
80-Okul öncesi çocuklara peygamber sevgisi, peygamber çileleri anlatılarak kazandırılmaz 174
81-Erdemli davranışlar öğrenilmez, 'edinilir' 176
82-Çocuk yetiştirmek tek başına kendi çocuğunu yetiştirmek değildir, toplumsal bir duyarlılık halidir 178
83-Çocuk terbiyesinin ana amacı çocuğa 'davranış' değil, 'duyarlılık ve irade' kazandırmaktır 180
84-Çocuk hatası yüzüne vuruldukça duyarsızlaşır 182
85-Bir ebeveynin çocuğuna 'Artık senin annen/baban olmayacağım' demesi duygusal şiddettir 184
86-Duygusal yoksunluk içinde olan bir çocuk ihtiyacını duymamak için algısını düşürüp hızlı hareket etmeye başlar 186
87-Çocuğun duygusal ihtiyaçlarının karşılanması fiziksel ihtiyaçlarından çok daha önemlidir 188
88-Duygusal yoksunluk yaşayan çocuklar, sürekli hareket halindedirler 190
89-Çocuğun ağlamasının sebebi duygusal yoksunluk ise hemen giderilmeli;
iktidar mücadelesi ise ağlamasına izin verilmelidir 192
90-Her gün yarım saat sessizlik oyunu, çocuğun dürtüselliğini azaltmada etkilidir 194
91-Çocuklarda 'alan' kavramı oluşmadan 'düzen' alışkanlığı oluşturulmaz 196
92-Ne yaparsam yapayım çocuğum beni sever' sözü doğrudur ama eksiktir,
zira çocuğun başka alternatifi yoktur 198
93-Çocuğa sabredilerek yapılan ebeveynlik, hem çocuğu hem ebeveyni
yıpratır 200
94-Çocukluk dönemindeki' anormal davranışların terki kolaydır; ebeveyn
değiştikçe çocuk da değişir 202
95-Çocuk bir yakınlık içinde özgürlük arar 204
96-Kendiyle problemi olmayan anne babanın çocuğuyla problemi olmaz 206
97-Tesir sahibi olmayan ebeveyn, çocuk eğitiminde rol oynayamaz 208
98-Çocukluk yıllarından kalan en köklü his, ürküntüdür 210
99-Çocukla iletişimde 've', 'fakat', 'ama' pedagojik olarak sakıncalı kelimelerdir 212
100-Babanın kararlılığı, annenin duyarlılığını kolaylaştırır 214
Önsöz
Ebeveynlerin, "Acaba öyle mi yapsam, böyle mi?" diye tereddütte kaldıkları en belirgin dönem; çocuklarının 0-6 yaş dönemidir... Öyle ya, çocuk anne yanından ne zaman ayrılacak; erken ayrılsa anneyle duygusal bağı zedelenir, geç ayrılsa bağımlılık oluşur... Emmeden nasıl kesilecek; tiksindirerek mi, hiçbir tiksinti oluşturmadan mı?
KREŞe ne zaman başlayacak; evde anne baba bunaldığı zaman mı, çocuk ruhsal olarak hazır olduğu zaman mı?
Bakıcıya nasıl bırakılacak; çocuk uyurken sessizce giderek mi, evden çıkarken vedalaşarak mı?
Kurallar nasıl konulacak; çocuk için özel kurallar mı, aile için genel kurallar mı?
Bütün bu soruların cevaplarını tek cümle ve birkaç satırlık anlatımla bulmak her zaman kolay olmuyor...
İşte "ıoo Temel Kural" serisinin bu ikinci kitabında da az söze çok bilgi sığdırmaya çalıştık... Kitabı akılda kalıcı, küçük notlarla hazırladık...
Onlarca pedagoji kitabının özetini bu küçük eserde toparladık. ..
Her an her yerde okunabilsin diye, konuları birbirinden bağımsız tuttuk...
Umarız, o-6 yaş döneminin temel bilgilerini barındıran bu eser, çocukla dostça yakınlık kurmak isteyen yetişkinlere yeni bir bakış açısı kazandırır...
Adem Güneş İstanbul, 2015
Bebeğin odaya ihtiyacı yoktur, en güzel oda dahi anne yatağından güven verici değildir
Ebeveynler çok defa çocuk odalarını süsleyerek; ayıcıklar, pandalar koyarak çocuğu da o odada yatırırlar. Halbuki çocuğun süslü bir odaya değil, anne yanında güven duygusunu solumaya ihtiyacı vardır.
Yenidoğan ya anne yanında ya da anneyle temas edebilecek yakınlıktaki bir beşikte yatmalıdır
Anne babanın yatağında, anne tarafına dönük olarak yatan çocuk anne sıcaklığı, anne nefesinin ritmi ve anne teninin dokunsallığıyla güven içindedir.
Bebek yatağı hapishane parmaklıkları gibi engelleyici bir biçimde değil, anneye kolayca erişilebilecek kolaylıkta olmalıdır
Çocuk beşiği, anne yatağı seviyesinde ve önü açık olmalıdır ki çocuğun içinde özgür bir ruh gelişsin…
Altı temiz, karnı tok; ağlaya ağlaya uyur' diye çocuğu yalnızlığa terk etmek, anne ile bebek arasındaki bağı zedeler
Çocuk tok da olsa, duygusal yoksunluk yaşadığında, korktuğunda, annesini özlediğinde ve kendini yalnız hissettiğinde ağlayabilir.
“Altı temiz, karnı tok; varsın biraz ağlasın” demek, en zayıf dönemde çocuğun duygusal ihtiyaçlarını görmezden gelmek demektir.
Çocuk anneden süt değil güven emer
Anne sütü sadece mucizevi bir besin kaynağı değildir. Bundan daha büyük mucize, anneyle bebek arasındaki bağlanmanın temel kaynaklarından biri olmasıdır. Çocuğun anne göğsüne tutunup tensel temas kurması, anne bebek bağlanmasına büyük katkı sağlar.
Çocuk anne sütünden birdenbire kesilmez
Alışkanlıklar birdenbire terk edilirse çocukta korkuya ve travmaya sebep olur. Bu nedenle çocuğun anne sütünden ayrılması adım adım gerçekleşmelidir. Sık sık emen çocuğun emmelerinin arası açılarak ayrılma süreci tamamlanabilir.
Duygusal ihtiyaçlar 'vaktinde ve yeterince' giderildiğinde güven duygusu gelişir
Çocuk, ihtiyacı vaktinde giderilmedikçe huzursuz, yeterince giderilmedikçe de hırçın olur… Eksik kalan ihtiyacını gidermek için başka arayışlara girer… Bazen arkadaş bağımlısı, bazen oyuncak tutkunu olur… Bundandır ki 0-4 yaş, çocuğun terbiye edildiği değil, ihtiyaçlarının koşulsuzca giderildiği dönemdir…
Çocuğun gerçek kişiliğinin ortaya çıkabilmesi ancak kendini güvende hissetmesiyle mümkündür
Her çocuğun mizacı diğer çocuklardan farklıdır.Çocuk yetiştirmenin en önemli tarafı, çocuğu mizacını bozmadan yetişkinlik yıllarına eriştirmektir. Mizacının bozulmaması ise çocuğun kendini güvende hissettiği bir ortamda bulunmasıyla mümkündür. Sürekli engellenen ve çocukluğu eleştirel bir ortamda geçen kişinin mizacını ortaya koyabilmesi imkânsızdır…
Çocuk ancak 3,5 yaşından sonra anneden ayrılabilir
Annesiyle güvenli bağlanamamış çocuk, ondan ayrılırken kaygı yaşar… Zira böylesi çocuklar ihtiyaç duydukları güven duygusunu yeterince tatmamışlardır. Başlarına bir şey geleceği, annesinin kendisini bırakıp gideceği kaygısıyla yaşarlar.
Ebeveynlerin en büyük yanılgısı 'küçükken söz geçiremezsem, büyüdüğünde beni hiç dinlemez' düşüncesidir
Çocuklar, duygularında ne kadar özgür olurlarsa, o kadar davranışlarını düzene sokabilecek güce erişirler… İçsel bir genişlik ancak özgür bir çocukla elde edilir… Kendilerini kontrol edebilenler duygu dünyası geniş olan kişilerdir... Bu da çocukluk yıllarında elde edilecek bir kazançtır. Zira yetişkinlikte duyguların genişlemesi hayli zordur.
Kaygılı annelerin, kendine bağımlı çocukları olur
Çocukluk döneminde ruhsal doyumsamaya erişmemiş kişiler, yetişkinlik yıllarında bu açlığı gidermek için yoğun çaba gösterirler. Bağlandıkları kişilere, ya aşırı bağlanır, bir bağımlılık oluşturur… Ya da yaşadıkları güvensizlik tecrübeleriyle bir türlü bağlanamazlar… Kaygı bulaşıcıdır… Kaygılı ebeveyn çocuğuna kaygı aşılar…
Çocuk annesiyle 'güvenli bağ' kurabildiği kadar 'duyarlı', babasıyla birlikte olabildiği kadar 'iradeli' olur
Çocuk babasıyla kurduğu güvenli ilişkiyle iradesini geliştirir… İrade kazandıkça, kendini yönetmeyi, duygularını yönetmeyi becerir… Sürekli ve kararlı iş yapabilme gücünü edinir… Anne ile bağlanmış çocuk, baba ile iradesini geliştiremezse, duygularını kontrol etmekte zorlanır, sürekli ve kararlı işler yapmakta yetersiz kalır…
Anne çocuğundan vedalaşarak ayrılmalıdır. Habersizce gitmeler çocukta kaygı uyandırır
Kaygılı ruh hali, çocukluk yılları için en tehlikeli ruh halidir… Bundandır ki çocuk uykudayken veya başka bir alandayken gizlice ayrılmak, oldukça sakıncalı bir ebeveyn tutumudur…Böylesi çocuklar, kaybetme korkusuyla anneye daha çok bağımlı hale gelir, gece uykusundan kaygıyla uyanır, yetişkinlik yıllarına da yansıyan ayrılma kaygısı yaşarlar…
Tuvalet alışkanlığı, çocuk zihinsel ve fiziksel açıdan hazır olduğu zaman başlamalıdır
Birçok çocuğun tuvalet alışkanlığı elde edememesinin temel sebebi, rahatça altına yapmak varken “neden tuvalete yapmalıyım” sorusunun cevabını algılayabilecek olgunluğa erişmeden bu alışkanlığın kazandırılmaya çalışılmasıdır…
Yeme bozukluğu, çocuğun üzerindeki baskının yemeye tepki ile dışa vurumudur
Eğer çocuğun üzerinde baskı ve zorlama varsa… Ya da annesiyle bağlanma problemi yaşıyorsa… Çocuk bu huzursuzluk hali ile yemeği reddedebilir… Acıkmadan yemeye zorlamak, sevmediği yemek için baskı yapmak çocuğu yemeye karşı tepkiselleştirir.
4 yaş öncesinde televizyon izlemek çocukta empati duygusunu zayıflatır....
Televizyon her ne kadar cıvıl cıvıl, renkli dünyalar barındırıyor olsa da canlı değildir… Canlı olmayan bir varlıkla saatlerce meşgul olmak çocuğun ruhsal gelişimini engeller…
Bağlanma dönemi sağlıklı geçmiş çocuklar için anaokulu yaşı dörttür
Anaokulunun işlevi sanıldığı gibi eğitim ihtiyacı değildir aslında. Çocuğun anne babasının haricinde yeni kişilerle duygusal etkileşimde bulunmasının ve bu etkileşimle duygularını, zihnini yönetebilme becerisinin ilk adımıdır… Çocuğun sosyal yaşama geç başlaması, sürekli evde bulunması, duygusal gelişime engeldir… Duygusal gelişimi zayıf olan çocukların sosyal gelişimi de zayıf olur…
Okul öncesi eğitimde öğretmen disiplinli ve otoriter değil, anne gibi şefkatli olmalıdır
Çocuğa erişmek isteyen bir öğretmen mutlaka şefkatli bir yaklaşım sergilemelidir, çocuğun içini tedirgin etmeden, içinin inşasına dokunmadan…Anne gibi şefkatli bir öğretmenin yanındaki çocuk, iç inşa sürecini kaygısızca devam ettirebilir.
İhtiyaçları karşılanan değil, kendisine ihtiyacı olmayan şeyler sunulan çocuklarda bağımlılık olur
Birçok ebeveyn, duydukları sevgiden dolayı, çocuk için ihtiyacı olmayan şeyleri de ona sunmaya çalışır…
Örneğin hiçbir çocuğun cips yemeye ihtiyacı yoktur… Ancak çocuğuna cips alan ebeveyn bir süre sonra çocukta bir tür cips bağımlılığı oluştuğunu görecektir… Çocukların televizyon seyretme ihtiyacı yoktur, onlar doğal yaşamdan daha çok keyif alırlar… Ancak çocuğu televizyonla tanıştırmak onun bir süre sonra televizyona bağımlı olmasını da beraberinde getirir…
Üzerinde baskı olan çocuk hiperaktif davranışlar sergiler
Eğer bir hiperaktif bozukluğu içermiyorsa, çocuğun hareketliliği çoğunlukla yaşadığı olumsuz duygulardan kaynaklanır.Çünkü normal bir çocuğun aşırı hareketliliği acıyı duymamak için kendisini oyalama davranışıdır.Eğer şiddet uygulanıyorsa ve duygusal acı veriliyorsa hareketlenmeye başlar çocuk…Kendi hislerini duymamak için… Acıyı duymamak için… Algısını düşürmek için…Böylesi bir çocuğun duygusal onarıma ihtiyacı vardır.
Ne talihsizdir o anne babalar ki dünyada çocuklarını değil kendilerini gezdirirler
Çocuk merkezli bir hayatı olan anne babalar hem çocuklarının kişiliğini geliştirir hem çocukla yaşamanın keyfine varırlar.Çocukla birlikte yaşama becerisi, bir yetişkinin elde edebileceği en üstün yeteneklerden biridir…
Evin kırık döküklerini tamirle meşgul bir babanın, yanına oturan çocukla konuşarak iş yapabilmesi üstün bir yetenektir…
Çamaşırları katlayan bir annenin çocuğuna fırsat vermesi, ona çamaşır katlamayı öğretmesi üstün bir beceridir…Parka, bahçeye çıkıldığında hayata çocuk gözüyle bakabilmek, onun dünya hakkında sorduğu soruları cevaplamak için çaba harcamak da bir üstünlüktür…
Bir yetişkinin en büyük talihsizliği çocuğunun ihtiyaçlarını göremeyip kendi yaşamına devam etmesidir...
Pedagojide çocuğun üç dünyası vardır; gerçek, hayal ve rüya. Okul öncesinde bunları ayırt etmek zordur
İnsanın üç dünyası vardır; gerçek dünyası, hayal ve rüya… Yetişkinler hayal ile gerçek arasındaki farkı bilirler, rüyanın gerçek olmadığının farkındadırlar…
Ancak çocuk değil…
Çünkü çocuk aklıyla değil duygularıyla yaşar… Duyguları hangi âlemde ne hissederse, hissettiği şeydir çocuğun yaşadığı dünya…Rüyada mutlu olan çocuk, mutludur… Hayalindeki işlerin peşinde giderken sevinçlidir… Üç dünyanın hissi, tek bir ruhta karşılık bulur… Yıllar geçtikçe, rüyalar gerçeklerden, gerçekler hayallerden ayrılır… Ve bu ayrılış adım adım hayal kırıklıklarını ve hüznü de beraberinde getirir… Bundandır ki, çocukluk yılları yaşanabildiği kadar özgürce yaşanmalıdır…Zira yetişkinlikte en özlenilen yıllar, çocukluk saflığındaki yıllardır…
Konuşurken dinlenen çocuk kendisini değerli hisseder
Konuşurken dinlenilmek, o sesin sahibinin varlığını kabul etmektir…
Düşünceleri “çocukça” da olsa ciddiye alınmak, düşüncelerine yankı bulmak, kendini değerli hissettirir insana…
Düşüncesinin konuşulmaya değer olduğunu görmek, insana kendini iyi hissettirir.
Değerli olma hissini verir insana…Konuşurken bakılmayan, göz teması kurulmayan, sözleri sürekli kesilen ve eleştirilen çocukların en temel hissi ise “değersizlik hissidir.”
Makale Kategorisinde “KREŞ” Kelimesinden “3” Adet Bulunmuştur.
KREŞe uzun süre bırakılan çocuklar
İnsanın sevgiye en çok ihtiyaç duyduğu dönem çocukluk dönemidir.
Bir kişi, çocukluk yıllarını ne kadar annesinin kucağında ve babasının omuzlarında geçirmişse ruhen o kadar dingin olur.
Bu yüzden bir çocuğun ilk yıllarını annesinin yanında geçirmesi çok önemlidir.
Sevgi sunan hiç kimse anne kucağı kadar sıcağını sunamaz çocuklara. Ve hiçbir omuz baba omuzu kadar yücelere çıkaramaz çocukları.
Özellikle erken çocukluk döneminde bir çocuğu annesinden uzun süre ayrı kalması onun duygusal gelişimini olumsuz etkiler, bazen ciddi hasarlara sebep olabilir.
Zira çocukluk döneminde bir duygusal yakına ‘güvenli bağlanamayan’ kişiler yetişkinlik döneminde ‘güvensiz’ bir hayat sürer. Hem küçüklükleri hırçınlık ve söz dinlemezlik içinde geçer, hem de yetişkinlik yılları problemli olur.
Annesine güvenle bağlanamayan kişi, eşine de güven içinde kendisini teslim edemez. Hep, bir yanı kendisini korumak üzere kenarda durur. “Ne olur ne olmaz, dünyanın bin bir türlü hâli var” diyerek en yakınlarından bile kendini korumaya çalışır. Ve hayatın bir savaş üzerine kurulu olduğunu her fırsatta dile getirir, kendi hayatını da o anlayışla kurgular, eşi ile savaş, işi ile savaş, komşu ve akrabaları ile savaş...
Böylesi kişiler hayatlarında başarılı olsa da ruhen hep bir tükenmişlik içindedir. Tahammül güçleri zayıftır, her an patlayacak bir bomba gibidirler.
Çocukluğunda güven duygusunu doyasıya tadamamış çocuklar büyüyüp yetişkin olduklarında kullandıkları en belirgin söz ‘babana bile güvenmeyeceksin’ olur.
Belki kalabalıklar içinde çok neşelidir bu kişiler. Sosyal hayatın ‘palyaçosu’ gibi vazgeçilmezdirler. Girdikleri ortamların cıvıl cıvıl şenlendiricisidirler. Ama geceleri aynanın karşısında yüzlerindeki maskeyi çıkardıklarında altındaki ‘mutsuz’ asık suratlarını kendileri bile görmeye tahammül edemez. Dolayısıyla çoğu defa kendileri ile baş başa kalmayı hiç sevmezler.
Kendi ruh acılarını kendilerinden başkası bilemez…
Bugün toplum olarak, ruhunda böylesi acılar barındıran kişilerin sorunları ile boğuşuyoruz. Annesiz büyüyen çocukların sorunlarını konuşuyoruz. Annesi olduğu hâlde anne sevgisine doyamamış veya annesi yanında olmadan büyüyen çocukların oluşturduğu toplumun sıkıntısıdır çektiğimiz.
Sevgisizliktir sorunumuzun adı, aşkı bilememektir. Mevlana’sızlıktır çocukların kalbindeki katılaşmış yükün adı. Çocuklar anne sevgisine doyamadan büyüdükleri için kendi çocuklarına da hakkıyla annelik yapamıyor. İşte bu yaman çelişkinin sıkıntısını yaşıyoruz toplum olarak. Çocuklar ile annelerin koparılması sorunudur bugünkü sorunumuzun temelinde yatan.
Bakın etrafınıza göreceksiniz, çocuğuna yetemediğini düşünen birçok anne daha erken yaşlarda ‘davranış öğrenmesi’ için onu KREŞe veriyor. Belki de hiç ihtiyacı yokken ‘madem çocuğu KREŞe verdim, okul parasını da çıkarayım’ düşüncesiyle çalışma hayatına atılıyor.
Günümüz çalışma hayatı ise kadına karşı çok acımasız, ‘Bu kadının bir çocuğu var, işten erken çıksın da çocuğu ile buluşsun’ demiyor. Aksine, ‘kadın, erkek ile eşittir’ diyerek erkek gibi çalıştırıyor anneleri.
Eğer bir toplumsal diriliş yaşanacaksa, bu dirilişin ilk ‘saygın kişisi’ kadınlar olmalı, anneler olmalı. Bunun yolu anneler ile çocuklarını buluşturmaktan geçiyor.
Örneğin, kadınların mesaisi geç başlasın, sabahları bebekleri ile sarmaş dolaş olsunlar. Erkeklerden daha yüksek maaş alsınlar, daha az çalışsınlar. Mesaisi erken bitsin annelerin. Hiçbir şey yapamazsanız, belediyeler annelere özel otobüs, taksi oluştursun. Pembe taksi deyin örneğin bunlara. Anneler saatlerini sokakta otobüs bekleyerek, çocuğuna yetişmek üzere sağa sola koşturarak geçirmesin.
Biliyorum, ‘Bunlar sanayi toplumuna uygun değil. Kadın önce bir iş gücüdür, anne değil’ diyeceksiniz. Ama gidin bakın KREŞlere, çocuklar ‘çiftlik civcivleri’ gibi işten çıkıp kendisini alacak annelerini bekliyor geç saatlere kadar.
İster işveren olun, ister bu ülkeyi yöneten bir makam sahibi, saat 07.00’de KREŞe bırakılıp 19.00’da alınan çocuklardan oluşacak bir toplumda ‘güvenli’ ve ‘huzurlu’ insanlar beklemeniz doğru olmaz.
Okul öncesi kurumlar kapanıyor mu?
Yaşantımıza alelacele giren 4+4+4 eğitim sisteminin sonuçlardan biri ufukta göründü.
Okul öncesi kurumları maalesef bu yeni süreçte ciddi zarar görecek… Kimi kapanacak, kimisi ise gündüz bakım evine dönüşecek.
4-6 yaş arası çocuklara eğitim sunan bu kurumlar, yeni sistemde 4 yaşındaki çocukların “uğrak yeri” haline gelecek.
Böylesi bir durum ana okullarını ciddi bunalıma sokar ve öğrenci kapasitesini yarı yarıya düşürür.
Hükümet bu sorunu fark etmiş olsa gerek ki okul öncesi kurumları ayakta tutabilmek için birtakım tedbirler alıyor.
Ancak bu tedbirler uzmanlar tarafından yeterince tartışılmadan hayata geçirilmeye çalışıldığı için yeni yeni problemlere de aday görünüyor.
Mesela, bu tedbirlerden biri, anaokuluna başlama yaşının 37 aylık çocuklara kadar düşürülmüş olması…
Böylece 4 yaşındaki çocuklara arkadaş olarak 3 yaşındaki çocuklar da ana okullarına alınacak…
Avrupa’da okul öncesi kurumların birçoğu çocukları 3 yaşından itibaren okullara kabul ediyor. Ancak böylesi bir uygulama ülkemizde ciddi sorunlara neden olur.
Çünkü Türkiye’de yetişen okul öncesi öğretmenleri, “davranışçı ekol”e göre eğitim alıyorlar üniversitelerde. Yani “sınıfta disiplin sağlamak, sınıfa hâkimiyet kurmak, çocuğu yönergelerle yönlendirmek” üzerine yetişiyorlar. Bütün bunları sağlayabilmek için ise ceza ve mükâfat gibi pekiştiricileri kullanmayı öğreniyorlar.
Böylesi bir eğitim yöntemi artık çağ dışıdır. Sırf bundan dolayı okul öncesi kurumlara çocuğunu gönderen ebeveynler ciddi sorunlar yaşıyor. Çocuklar bir-iki gün severek gittiği okuluna bir daha gitmemek için anne babası ile delice mücadele ediyor. “Ben okulu istemiyorum!” diye yerlere yatıp tepiniyorlar. Bu durum ülkemizdeki okul öncesi kurumların görünmeyen ama en temel sorunudur.
Böylesi zor durumda kalan birçok anne baba, sorunu hep kendi çocuklarında buldukları için okula ve öğretmene toz kondurmuyorlar. Aslında kan içiyorlar, ama kızılcık şerbeti içiyoruz diye etrafa gülücükler saçıyorlar.
Çocuk sevecen bir ruha bürünmüş bu baskıcı ortama alışsa bile bir süre sonra anne babasına yeni yeni sorunlar getirmeye başlıyor. Birden bire çocuğun huyu, konuşması değişiyor. Gülmesi, ağlaması farklılaşıyor.
Hâlbuki bu yaş grubu çocukların eğitimi için “hümaniter” eğitim modelleri uygulanması gerekir. Çocuk merkezli eğitim modelleri yani. Çocuğun gelişim sürecine uygun eğitim sistemi hayata geçirilmesi, hayati öneme sahip.
Okul öncesi kurumlarına öğrenci bulmak için alınan tedbirlerden bir diğerini de geçen hafta öğrendik.
Gazetelere yansıyan haberlere göre, çalışan anneler çocuklarını okul öncesi kurumlara gönderdikleri takdirde KREŞ ücretinin belli bir bölümünü devlet üstlenecek…
Tamam, kulağa hoş geliyor böylesi bir teklif ama bu tedbir anaokullarının kapasitesini artırmaz ki… Hem çalışan annelerin sorunu KREŞ parasını denkleştirememek değil ki…
Anneler çocuklarını özlüyor… Henüz bebeğinin emzirme döneminde işine geri dönmek zorunda kalan bir annenin duygularını düşünür müsünüz lütfen?
Anneler bebeklerini bırakıp iş yerlerine geldiklerinde gizli gizli koridorlara çıkıp “Kızım… buradayım… anneciğim… akşam geleceğim” diye henüz konuşma yetisi olmayan çocuklarına seslerini duyurmaya çalışıyor ve sonra da acılarını içlerine gömüp çalışma arkadaşlarının yanına dönüyorlar. Ve bu trajik hallerden kurumdaki hiç kimsenin kolay kolay haberi olmuyor…
Okul öncesi kurumlarının öğrenci açığını kapatmak ve anneleri çocuklarından ayırmak için “teşvik primi” verir gibi KREŞ yardımı yapmak yerine, annelere Avrupa’da olduğu gibi en az 3 yıl ücretsiz izin hakkı verilmeli. Ve bu süre dolup işyerine geri döndüğünde de yaşayacağı uyum sorunlarını atlatmak için yasal yardım yapılmalı.
Ama şu an böylesi bir kanun çıkartılamaz. Çünkü KREŞlerin kapanma aşamasına girdiği bir süreçte hükümet annelerin bebekleri ile evde 3 yıl geçirmelerine göz yumamaz.
Zor bir döneme giriyoruz…
Bu dönemi önceden okuyabilen kurumlar ayakta kalacak, süreci geriden takip eden kurumlar ise maalesef kapanacak...
Çocuğumda takıntı var
7 yaşında bir kız çocuğunu getirdi annesi yanıma. “3 yıldır kök söktürdü kızım bize.” diye başladı anlatmaya:
“Kızımda temizlik takıntısı var. Biraz sonra gelir yanınıza görürsünüz. Ellerini yıkaya yıkaya derisi tahriş oldu. Bir yere dokunamıyor, acı duyuyor. Dişlerini günde en az on defa fırçalıyor. Kimsenin bardağından su içmiyor. Kimsenin kaşığını kullanmıyor. Kendi kaşığını da naylon poşet içinde ayrı bir yere koyuyor. Bıktırdı artık bizi. Zorladık, olmadı, kızdık olmadı, ilaç verdik olmadı. İnadını bir türlü bıraktıramadık. Ne yapacağımızı şaşırdık kaldık.”
Bu annenin “takıntı” diye anlattığı şey, aslında “Obsesif Kompulsif Bozukluk” olarak tanımlanıyor.
Obsesyon “saplantılı düşünce”, kompulsif de “zorlantı” demek.
Yani kişinin bir düşünceye saplanıp kalması, o düşünceden bir türlü çıkamayıp anormal davranışlar yapması hâli…
Bu bozukluğa yakalanmış kişi, yaptığı davranışın “saçma” olduğunu bilse de kendini durduramaz. Örneğin, temizlik konusunda takıntısı olan kişi, elini sürekli yıkamanın kendisini yorduğunu bilir, kabul eder, ancak vazgeçemez. İçinde bir “his” onu sürekli el yıkamaya zorlar. Bu hisse direndiğinde, daralır, bunalır. Bu bunaltıdan ancak el yıkanarak sıyrılır.
Takıntı, kalıtım yolu ile aktarılmaz ancak anne babasında takıntı olan çocuklar takıntı sahibi olma riski taşırlar. Zira takıntı, ya takıntı sahibi olan bir kişiden ya da bir olumsuz düşüncede “ince ayrıntıya odaklanma” ile oluşur.
Birçok yetişkin, çocuğa, “olumlu” davranış kazandırmak için, “olumsuz ince ayrıntı” üzerinde durur. Hâlbuki olumlu davranış, çocuğu olumsuzluğa yoğunlaştırıp kaygılandırarak değil, çocuk ile “güvenli bağlanmış” yetişkinin “tesir” gücü ile doğal bir iletişim ortamında, neyi nasıl yapacağını “tarif” etmesi ile oluşur.
Çocuğun bir davranışı edinmemesi, çocuğun kusurunu değil, ebeveynin o çocuğun üzerinde tesirinin zayıflığını işaret eder. Böylesi bir zayıflığı olan yetişkin, çocuğa baskı ve zorlamaları artırmak yerine, çocuk ile bağ kurup onun üzerinde tesir gücünü artırmayı öğrenmelidir.
Nitekim bu çocuğun takıntısı da çocuğa olumlu davranış kazandırmak için olumsuz ince ayrıntıya odaklandırıldığı sırada gelişmiş. Çocuk 4 yaşındayken KREŞ öğretmeni temizliğin önemini resimlerle anlatmış. Dişlerin fırçalanmaması hâlinde ağız içinde bakterilerin nasıl oluştuğunu, akıllı tahtada büyütülmüş resimler eşliğinde aktarmış.
Öğretmenin gösterdiği bakteri resimleri, kıllı bacaklı, onlarca ayaklı, kafaları eğri, dişleri dudaklarından sarkmış iğrenç resimlermiş. Öğretmen, “dişlerini fırçalamayanların ağzında işte bunlar var, ığğğğ” diye tamamlamış anlatımını.
İşte bu kız çocuğu, tam da bu anlatım sırasında “obsesyon nöbeti” geçirmiş. Sanki o bakteriler kendi ağzındaymış gibi hissetmiş bir anda… Ağzını ekşitmiş, tükürmüş, eve gittiğinde de hemen dişlerini fırçalamış. Ancak ne kadar fırçalarsa fırçalasın, o kırkayak gibi bakterilerin ağzının içinden bir türlü temizlenmediğini zannetmiş… Bu his adım adım genişlemeye başlamış… Biri su içerken, sanki o kişinin ağzındaki bakteriler o bardağa yapışacak ve oradan da kendi ağzına geçecek hissine kapılmış. Bu yüzden bir başkasının bir kez kullandığı bardağı, temiz dahi olsa kullanamaz olmuş. Çocuk, artık ağzı bir bakteri deposu olarak görmeye başlamış…
Aslında bu öğretmen kötü niyetli olamaz. Çocukların duygu dünyasını zarara uğrattığının farkında olduğunu da düşünmüyorum. O, çocukları olumsuz düşüncede “ince ayrıntıya” odaklayarak olumlu davranış kazandırmanın yanlışlığını bilmiyordu belki…
Hâlbuki olumlu davranış kazandırmak, ancak çocuğa “tesir” etmekle mümkündür. Çocuğu korkutarak, ürküterek, tiksindirerek davranış kazandırmak, pedagojik olarak yanlıştır. Böylesi davranış kazanmış çocuklar duygusal zarara uğratılmış çocuklardır.
Bundandır ki çocuk eğitiminin amacı, çocuğa davranış kazandırmak değil, çocuk ruh sağlığını korumaktır. Zira doğru davranış, ancak ruh sağlığı korunmuş çocukların kârıdır...
Yazarın 05 Mayıs 2015 tarihli yazısıdır.
Video Kategorisinde “KREŞ” Kelimesinden “7” Adet Bulunmuştur.
Pedagoji Okulu- Bağlanma ve Aidiyet Duygusu/ Soru Cevaplar
VİDEO İÇERİĞİ:
BAĞLANMA VE AİDİYET DUYGUSU /SORULAR VE CEVAPLAR
05.20 - 20.58: Çocuk yetişirmek için ihtiyaç olan iç genişliği
21.20 - 32.05: İnsanın gelişimi baskı ortamında aksar
33.33 - 53.30: İnsan yaşamı üç dönemden oluşur
53.40-1.01.58 Çocuk yetiştirme toplumsal duyarlılık gerektirir
1.02.00-1.08.50 Düşük farkındalık seviyesi olan ebeveynler
1.09.06-1.10.37 Aynada kendi eksiğimiz görebilmek
1.10.39-1.24.10 İki yaş sendromu
1.25.18-1.29.46 Davranış eğitimi çağı
1.30.05-1.31.16 İktidar mücadelesi
1.34.46-1.35.50 Bağlanma karmaşası sendromu
1.35.54-1.39.30 Bağlanmadan annelik yapılmaz
1.39.43-1.40.35 Kendi duygusal eksiklerimiz
1.44.52-1.47.25 Çocuklara ismi ile hitap etmek
SORULAR VE CEVAPLAR
1.40.38 - 1.42.24: Hocam, 5 yaşındaki kızımın doğumdan beri parmak emme alışkanlığı var. Ne yapabilirim?
1.42.47 - 1.44.35: Ben öğretmen olarak yeni atandım. 3 yaşında bir oğlum var, güvenli bağlanmamızda bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Her gün 3 saat parkta oynayan oğlum ile şimdi küçük ve hiç parkı olmayan bir yerde yaşamak zorundayız. Ben okulda iken anneannesi bakıyor ama artık yetemiyoruz, arkadaş ve kardeş isteğini dile getiriyor. Bu durumda yarım gün KREŞe gönderirsem güvenli bağlanmamızda sıkıntı olur mu? (KREŞe başlama yaşı)
1.47.40 - 1.48.48: Güvenli bağlanması bakıcı ile sağlanması durumunda çalışan annenin çocuk ile yatması, çocuk ile ilişkisi nasıl olmalıdır? (Çalışan anneler)
Pedagoji Okulu- Çocuklarda Davranış Eğitimi
VİDEO İÇERİĞİ:
00.01 - 31.28: ÇOCUĞA HİS KAZANDIRMA
31.29 - 1.04.14: ÇOCUĞA HİS KAZANDIRMA
1.06.22 - 1.17.17: ÇOCUKLARDAKİ DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI DÜZELİR Mİ?
SORULAR VE CEVAPLAR
1.21.12 - 1.21.34: 19 aylık oğlum ismine tepki vermiyor bizi kaale almıyor ?
1.22.13 - 1.28.13: Hocam eskiden siz yoktunuz okuduğumuz öğrendiğimiz şeyler hep batı tarzı idi. Peki çocuk iken yaptığımız hataları ergenlikte nasıl halledeceğiz?
1.29.33 - 1.30.00: Oğlum üç yaşında uykusu gelince çok huzursuz oluyor, duygusal yoksunluk içinde oluyor.
1.33.03 - 1.34.44: Hocam oğlum üç buçuk yaşında sakin, uyumlu bir birey, fakat kendisini koruyamıyor, vuruyorlar, bağırıyorlar, itiyorlar sadece bağırıyor ?
1.34.50 - 1.35.34: İki buçuk yaşındaki oğlum bezinden rahatsız oluyor, ama tuvalete de yapmıyor, henüz tam konuşamıyor. Sizce bezi bırakmaya hazır mıdır?
1.35.40 - 1.36.13: İki yaşındaki kızım konuşamıyor sadece baba diyor normal mi? Her şeyi anlıyor.
1.36.15 - 1.36.32: Hocam psikoloji ve PDR mezunları için eğitim vermeyi düşünüyor musunuz?
1.36.45 - 1.37.37: Dört buçuk yaşında oğlum her gördüğünü istiyor, nasıl davranmalıyım?
1.37.37 - 1.38.12: Yedi yaşında kızım,çok sinirli kardeşine sürekli bağırıyor ne yapmalıyım?
1.38.26 - 1.39.16: Duyarsız öğretmenlerden çocuklarımızı nasıl koruyacağız?
1.39.24 - 1.40.02: Hocam bir kız bir erkek ikizlerim var kızım gayet güzel kendisini ifade edebilen dışa dönük bir çocuk ama gereksiz yere ağlıyor?
1.40.05 - 1.41.29: Çocuklarım üç buçuk yaşında oyun grubuna başladığı zaman alışma dönemi ne kadar olmalı, nasıl davranmalı, kaygı oluşturmaması için?
1.41.30 - 1.43.13: Hocam çocuğum çok hareketli ve çok bencil altan alıyoruz olmuyor, sert çıkıyoruz olmuyor, kurallara kesinlikle yanaşmıyor, nasıl davranmalıyız?
1.43.17 - 1.44.20: Merhabalar, benim oğlum 16 yaşında çok yalan söylüyor ne gibi bir yol izlemeliyim?
1.44.35 - 1.46.45: 22 aylık kızım erkeklere yaklaşmıyor dedesine dahi, sevmek isteyen erkeği cırmalıyor.
1.47.23 - 1.49.12: 20 aylık bir oğlum var, sebepli sebepsiz ısırıyor, mutlu olduğu zaman da kızgın olduğu zaman da. Ne yapmalıyım?
1.49.15 - 1.51.32: Oğlum üç yaşında, televizyon izlememize rağmen silah merakı var, her oyuncağı silah gibi kullanıyor bu konuda nasıl yaklaşmalıyız?
1.52.31 - 1.53.10: 20 aylık oğlumda ayak takıntısı var. Özellikle çorap giydiğimiz zaman gelip ayaklarımızın üstüne yatıyor?
1.53.13 - 1.56.02: Oğlum beş buçuk yaşında iki sene KREŞe gitti şimdi gitmek istemiyor ne yapmalıyım?
Pedagoji Okulu- Edinerek Öğrenme/Eşler Arası Duyarlılık Farklılığı
VİDEONUN İÇERİĞİ:
EDİNEREK ÖĞRENME VE EŞLER ARASI DUYARLILIK FARKLILIĞI
1.53 - 32.14: EDİNEREK ÖĞRENME
32.40 - 47.50: ENGELLENEN ÇOCUK EDİNEMEZ
47.52 - 55.55: DUYGUSAL REDDEDİLMİŞLİĞİN KARŞILIĞI?
SORULAR VE CEVAPLAR
58.56 - 1.00.40: 25 aylık çocuklarda merdiven testini nasıl yapabiliriz?
1.01.15 - 1.04.16: Kızım bebekliğinde eşyaya nüfuz etti, engellemedik ancak, birinci sınıfa başladı dikkat dağınıklığı var ne yapmalıyım?
1.04.20 - 1.04.57: Hocam kızım bir buçuk yaşında, her şeye çığlık atarak ve kendini yere atarak karşılık veriyor ne yapmalıyım?
1.05.05 -1.08.15: Adem Bey, 17 yaşındaki oğlumla yeniden bağlanma umudumuz var mı?
1.08.32 - 1.09.22: Tepkiselliğin düzeltilmesi için ne yapmalıyız?
1.09.25: Bebeğimin yemek yemesi ve uykusu konusunda çok kaygılıyım, kaygılarımızı nasıl yönetebiliriz?
1.11.19 - 1.11.12: Kızım 18 yaşında parmak emiyor bununda duygusal eksiklikle alakası var mı?parmak emme, alışkanlık bozukluğu, ergenlik
1.12.04 - 1.17.32: Dört yaşındaki kızım yabancılara karşı oldukça utangaç ama evde oldukça açık ne yapmalıyım?
1.18.03 - 1.18.53: Beş yaşında ikizlerim var bir saniye bile gözlerini kaçırsalar ağlıyorlar….
1.19.16 - 1.21.10: Hocam çocuğumuz beş yaşında ölüm ile ilgili sorular soruyor. Nasıl davranmalıyız?
1.21.20 - 1.23.09: Özgürlüğün bir sınırı var mıdır? Nüfuz etme konusunda da açıklar mısınız?
1.24.36 - 1.25.03: Üç buçuk yaşındaki kızım, biraz kızsam hemen beni sevmiyor musun diye küserek köşeye çekiliyor…
1.25.08 - 1.26.03: Oğlum birinci sınıfa başladı, çok zeki ama yazı çalışması için kalem tutmak istemiyor parmaklarım acıyor diyor ne yapalım?
1.26.05 - 1.26.36: Oğlum beş yaşında KREŞe gidiyor, uyurken dişlerini gıcırdatıyor sebebi ne olabilir?
1.26.18: Diş gıcırtdatmanın iki sebebi vardır; biri fizyolojik mide asiti ile ilgili sebep, diğeri ise duygusal problemden kaynaklanır.
1.26.38 - 1.27.13: Oğlum dinlemek ve öğrenmek istemiyor nasıl yaklaşmalıyım?
1.27.15 - 1.38.00: EŞLER ARASI DUYARLILIK FARKI
Pedagoji Okulu- Hiperaktif Davranış Gereksinimi
Pedagoji Okulu- Sorular ve Cevaplar
VİDEONUN İÇERİĞİ:
SORULAR VE CEVAPLAR
02.39: Hocam, bireye edilgen olmak ile uyumlu olmak arasındaki fark nedir? Acaba süreklilik mi?
08.27: 13 aylık çocuk gece emzirilmeli mi? Anne uykusuzsa, omuriliğinde eğilmeler varsa bile emzirmeye devam etmeli mi? Sadece gündüz emzirse yeterli midir? diye soruyor Uykusuz Anne.
13.07: Hocam iyi akşamlar, 33 aylık oğlum küsme davranışında bulunmaya başladı. Bizim yapmadığımız bir şey. Normal mi, sebebi nedir?
16.33: Merhaba hocam, çocuklara kaç yaşında sorumluluk verilmeli? Odası, oyuncak toplama gibi kaç yaşına kadar beraber yapılmalıdır?
21.28: İyi akşamlar hocam. Biri dört, biri beş yaşında iki tane oğlum var. Birbirlerini çok dövüyorlar, bu durumda ne yapabilirim?
23.19: Hocam bir de... demiş. Hocam bir de dediğine göre, daha öncede sorusu var ama bu sorudan başlayalım: Hocam bir de çocuğun genital bölgesini incelemesi normal midir? Böyle bir durumda nasıl davranılmalıdır?
32.55: Hocam merhaba.13 aylık prematüre doğan oğlum çok huysuz, sürekli çığlık atıyor. Geçici bir durum mu? Ne yapmalıyım?
34.40: Oğlum üç buçuk yaşında. Güvenlikli sitede oturuyoruz. Sürekli bahçeden eve girmek istemiyor. Bu durum normal mi? Ben de pek eşlik edemiyorum.
37.42: Hocam kızım beş yaşında ve kimsenin lafını dinlemiyor. Ne kadar güzel davranıp, konuşsak da dinlemiyor, çok bağırıyor. Bizde kimse bağırmaz ne yapmalı?
39.35: Hocam merhaba, iki yaş yedi aylık ve bir yaş dört aylık oğlum var. İki yıl uyumayı bilmiyorduk, şimdi onarmak mümkün mü?
42.02: Üç buçuk yaş. Tırnak yeme başladı. Bir ay öncesinde diş doktoru parmağını ısırdığı için, doktor kızıma kızdı, bağırdı ve o günden sonra başladı.
43.48: Oğlumuz iki buçuk yaşında, haftada bir gün babası ile görüşüyor, eşimin terk edişi ona nasıl açıklamalıyım? En uygun zaman hangi yaş olur?
45.03: Hocam kızım beş yaşında, çekingen. Sınıfta arkadaşları pek oynamıyor, etkinliklere katılması az, sosyal açıdan nasıl güçlendiririz?
48.32: 34 aylık oğlum ile güvenli bağlandık. Özgür mîzaçlı, dışarıda arkasına bakmadan koşup uzaklaşıyor, elimizi nâdir tutuyor. Normal mi?
49.53: Adem Bey beş yaşında kızım. Bazen sorulara cevap vermiyor. Yabancılara karşı zaten sessiz, kendini de hiç savunmuyor, korumuyor.
52.09: Hocam dokuz aylık kızımız var. Kızımız hiçbir şekilde bizimle veya annesi ile uyumak istemiyor, sadece kendi yatağında uyumak istiyor. Kızımızın ayrı uyuması, acaba gün içinde bizimle dolu bir şekilde çok vakit geçirmesinden kaynaklanabilir mi?
53.45: Uyku eğitimi vermek istiyoruz çocuklarımıza. Bu konudaki düşüncelerinizi paylaşabilir misiniz?
54.43: Güvenli bağlanma demişken bir detaya değinmek istiyorum, çok inçe bir detay. Çocukluk döneminde annesine güvenli bağlanan çocuk, eşine kendini bırakır. Romantik bağlanma.
01.02.45:Hocam kızım 32 aylık, emmeyi bırakmadı. Ne yapmalıyız? 27 aylık iken gündüz bıraktı sadece, gece emiyordu. Hastalandı tekrar başladı.
01.06.15: Hocam oğlum 30 aylık ve şu sıralar inatlaşma safhasında hele üstünü giydirmek noktasında. Yani güvenli bağlanmadan bahsettiniz. Onunla ilgili mi?”
01.07.00: Hocam engelli kızım dört yaşında yeni yürüyor, korkuyor ve düşüyor. "Yanındayım." telkini yeterli olmadı, ne yapmalıyım?
01.09.27: Hocam oğlum bir yaşında işe başladım. Her sabah ağlama krizleri yaşıyoruz. En doğru ayrılma şekli nasıldır?
01.14.18: 25 aylık kızım bir buçuk yaşta sütten kesildi. Ancak geceleri eli göğsümde uyumak istiyor, süt olmasına rağmen aralı emmek istiyor. Acaba bu güvenli bağlanma problemi midir? Nasıl aşmamız gerekir, nasıl yaklaşmalıyım?
01.15.28: Hocam üç yaş KREŞe alışma sürecinde, öğretmen ile okula başlamadan önce aynı zamanda, aynı zaman geçirme talebimiz olumlu karşılanmadı. Okul nasıl bir yol izlenmeli?
01.17.30: Merhaba Adem Hocam, kızım okula erken başladı. Hem okul değiştirip hem sınıf tekrarı yaptırmak, kendi yaşıtlarıyla devam etmesi mi doğru olur?
01.18.23: Üç yaşındaki çocuğum akıcı konuşuyordu ancak şimdi konuşamıyor, ke ke kekemeliyor." diye yazmış. Anne anne anne anne, baba baba baba baba diye tekrar ediyor, bu bizim canımızı çok acıtıyor.
Pedagoji Okulu- Sorular ve Cevaplar
VİDEONUN İÇERİĞİ:
SORULAR VE CEVAPLAR
01.47: Çocuğu aile ile birlikte düşünmek gerekir.
02.06: Yarın anneler günü, bir farkındalık günü, annelerin hayati kendi gözleri görebilmeleri için biraz zamana ve yardıma ihtiyaçları vardir.
04.30: Kendi duyguları zarara uğramış anneler, çocukları ile bağ kurmakta zorlanırlar.
11.07: Merhaba, kızımız 15 aylık, annesi tırnaklarını yiyor, doktor ilaç tavsiye etti fakat kullanmak istemiyoruz. Kızmızı nasıl korur, eşime nasıl yardimci olabilirim?
16.25: Yetişkinler için tavsiye edebileceğiniz bir pedagog var mı? Kimi önerirsiniz?
18.42: Yetişkinler iç,n bağlanmayı anlatır mısınız?
19.04: 4 yaşında bir oğlumuz var. KREŞte ve trafikte kuralcı ve uyumlu bir çocuk, evde kural olmadığını söylüyor, kural tanımıyor.
28.58: Oğlum 13 aylık 24 saat emiyor, bu ne zamana kadar böyle olmalı?
30.10: 8 yaşında oğlumun dürtüleri nasıl ve ne kadar sürede geçer?
33.22: 3 yaşında kızım çıplak gezmek istiyor, nasıl davranmam gerekiyor?
35.20: Benim çocuklarım erken yatmıyorlar, tablet oynuyorlar ne yapmam gerekiyor?
37.36: Hocam 1 yaşında çocuğumun uyku arkadaşı ile uyuması güvenli bağlanmaya engel olur mu?
39.42: Hocam 32 aylık bebeğim var ne öğlen ve ne akşam uyumak istemiyor, ne yapmalıyım?
40.21: Çocuğum sürekli hareketli olması, ödevini yaparken sürekli geziniyor üstün zekalı olma ihtimali varmadır?
42.19: Oğlumuz 9 yaşında bizim sorunumuz babanın dışarıda beraber yeterli vakit geçirmemesi ve baba aşırı dengesiz davranıyor ne yapmam gerekir?
46.44: Pedagojik yönden uygun bulmuyorsak, akranları ile vakit getirebiliyorsa okul öncesi eğitime devam etmesi gerekir mi?
47.55: Hocam okulda çocuklar yanlış yaptıklarında ceza alıyor, evde onarmaya çalışıyorum, nasıl yapmaliyim? Öğretmende destek vermemizi istiyor. Evde ceza görmeyen okulda ceza alan çocuğa durumu nasıl anlatmalı?
54.14: Rusya da yaşıyoruz, 39 aylık oğlumuzun günde 3 saat montessori okuluna gitmesi uygun mu?
56.03: Hocam 4 yas oğlum benim yaptığım her işi yapmaya çalışıyor, her söylediğimi söylemeye çalışıyor, yarışır gibi ama yapamaığında ağlıyor, ne yapmam lazım?
1.02.18: Kızım 3.sınıfa gidiyor öğretmen aşağılıyor, pasif şiddet gösteriyor, değersizlik veriyor, sınıfının değiştirilmesini istedim ama olmadı.Ögretmen sonraki dönemde olmayacağını söylüyor. Kızım da sınıfını değiştirmek istemiyor. Eşim de bu konuda destek olmuyor. Ne yapmam lazim?
1.04.04: Kızım 5 yaşında 3 yaşındayken odasını ayırdık, bazen bizimle birlikte yatıyor ve benim yanağımla oynuyor, ne dersiniz?
1.05.35: 10 aylık bir çocuğun üzerinde hayvan resimleri olan zeka kartları kullanarak öğrenme sürecine ket vurur muyuz?
1.08.35: 14 aylık çocuğumuz babasını eli ayağı gibi kullanıyor, onu görünce her şeyi ağlayarak istiyor, annede böyle bir şey yok neden boyle olur?
1.09.45: 4,5 yaşındaki kızımızda yaklaşık iki senedir kulak memesi takıntısı var her duygu durumunda dokunmak istiyor, nasıl yorumlarsınız?
Pedagoji Okulu- Çocukluk Dönemi Geldi-Geçti Her şey Geride Mi Kaldı?
VİDEO İÇERİĞİ:
ÇOCUKLUK DÖNEMİ NEDEN ÖNEMLİ?
02.50: Çocuk insanı iyi eder, çocukluğu hatırlattığı için iyi eder. Çocuk, kendi çocukluk yıllarımızı hatırlattığı için iyi eder.
03.38: Herkes kendi çocukluk yıllarını hatırlayamaz.
05.03: Kendi çocukluğumuza gidipte hatırlayamadığımız anılar sırasında duygulanım yaşamadığımız zamanlardır. Bir anının hatırlanabilmesi için temel şart o anıyı yaşarken duyguyu da beraberinde yaşıyor olması gerekir.
07.06: Pozitif, hoşnutluk duyguları anı bırakır. Hoşnutsuzluk duyguları flaş flaş iz bırakır.
09.33: Çocukluk dönemi, psikolojik sağlamlık için ihtiyaç olan ruhsal bütünlük açısından oldukça önemlidir.
11.11: Çocuğunuzun yaşadığı duygular, kişilik gelişimi için oldukça önemli
14.35: Doğuştan kaygılı biri olabilir miyiz?
15.01: Çocukluk döneminde bir kişi incirse hassasiyet kazanır.
15.22: Ceza ve şiddetin ayrımı yapılabilir mi?
17.20: Şiddet uygulayan kişiye uyum sağlandığında kişilik bozulur.
21.31: İncinmişlikler ve duygusal ihtiyaçların karşılanmaması hassasiyeti oluşturuyor.
23.15 - 27.13: Çocukluk döneminde baba çocuk ilişkisinin önemi
28.12: Duygusal ihtiyaçları giderilmemiş bir çocuğun duygularını yönetmesi zordur.
28.43 - 33.59: Duygularımı yönetemiyorum ve yaşamımın devamını ruhsal bütünlüğümü koruyamadan mı yaşayacağım?
34:30: İnsan derinleştikçe ve duyguları, incinmişlikleri ile karşılaştıkça, affetmeler yapmaya başladıkça ruhsal özgürlüğünü fark edebiliyor.
47.43 - 1.17.44 dakikaları arasında konuklarımızdan Fatma Hanımın kendi onarım sürecine dair paylaştığı deneyimler: Geçen sene 9 Martta onarıma başladım, onarıma girmeden yaşayamıyordum. Onarımsız bir günüme dahi dönmek istemiyorum, 10 ay oldu mükemmel hissediyorum. Aktif öfke ile çocuklarımı korku ile yönetebilir haldeydim. Bir akşam çocuklarıma yatmaları için bağırdığımda benden ürktüler. Çocuklarımın hissettikleri babamın bana bıraktığı ürküntü duygusuna benziyordu. Hayatımın birçok alanında korkularım olmaya başlamıştı. Deprem, uçak korkusu gibi. Korkularım arttıkça öfkemde artıyordu. Maddi durumum, mesleğim herşey var ama ben huzursuzdum. Youtube videolarınıza denk geldim ve onarıma kara verdim. Korona süreci yeni başlamıştı, yüz yüze terapiye gidemedim, Bırak ve Rahatla kitabını aldım ve uygulamaya başladım. Yaptıkça hayatı görmeye başladım, yalıtımdan çıkmak istemedim. Çocukluğumu mutlu zannediyordum geriye döndüğümde farkettim. Şuan bunları mutlulukla anlatabiliyorum. Çocukluk dönemindeki yetersizlik, değersizlik duyguları herkesin hayatında olduğunu düşünüyorum. Değersizlik ve suçluluk duygusu insanı bitiriyor gerçekten. Günde üç kere egzersizleri yapmaya başladım. Öfkemi kontrol ettikçe seanslar ikiye ve bire düştü. Öfke duygum yavaş yavaş beni terk etmeye başladı. O canavarın nereye gitti? O kimdi demeye başladım. Eşim bende değişimi hissedip o da yaptı. Yalıtımdan çıktıktan Pedagoji Okulundaki tüm videolarınızı izledim ve kendimi güçlendirdim, içimi büyüttüm. Onarımdan sonra doğal güzellikleri görmeye başladım. Beynim boşaldıkça namazlarımı huşü içerisinde kılıyorum.
1.02.45: Çocukluk dönemini onarmamış , kendini onarmamış bir kişi yer yüzünde cehennemi yaşıyor. Tüm bunların bahanelerini çok rahatlık ile buluyor.
1.05.24: Adem Güneş’in Fatma Hanıma sorusu: İnsan Kendini Onarabiliyor mu?
1.07.23: Birey, bir süre kendini dinlemeden kendini onaramaz. Bırak ve Rahatla kitabında, 4 hafta kadar yalıtım süreci tavsiye ediliyor. Birey, 3 veya 4. günden itibaren kendi içine dönmeye başlıyor. İçeriye dönmeye başlayınca organizma ile tanışmaya başlıyor insan, kendi içinde kendinden bağımsız bir yapıyla karşılaşıyor.
1.10.29 Çocukluk döneminde annenin ‘’sen bir işi beceremedin gitti’’ sözü kişi anne olduğunda çocukları ile çatıştığı sırada kendime yankılandırdığım ‘’sen zaten bir çocuğu bile eğitemedin , sen böylesin zaten…’’ iç sesine dönüştüğümüzden haberi yok.
1.14.49: Kitapta bahsedilen uygulamaları yapan kişilerden mailler alıyorum. Hocam, duygusal farkındalık nasıl bir şeymiş? Onarım bittikten sonra kazandığım duygusal farkındalık ile birlikte hayatı, doğal güzellikleri gördüm.
1.18.40: Aslında onarımdan sonra yer yüzü değişmiyor , aynı yeryüzü aynı. Ne değişti? İçimdeki o ruhsal rahatlığı özgürlüğü elde etmeye başladıkça, insan yer yüzüne temas etmeye başlıyor.
1.20.20: Affetmek oldukça önemli, Affetmek üzere bir kitap çalışması yapıyoruz. Birey, affetmeleri tamamlamadıysa ruhsal özgürlüğünü elde edemez.
1.22.45 Peki kendini affediyor musun?
SORULAR VE CEVAPLAR
1.27.27: Misafirliğe gittiğimiz ailenin 2 yaşındaki kızı misafir istemiyor, benim oğlumla (2 yaşında) bir araya geldiklerinde bağırıyor, oğlum tepki vermiyor, ne yapmalıyım?
1.29.10: Çocuklarda onarım nasıl sağlanır? Şu ana kadar bıraktığımız izlerin silinmesi mümkün müdür?
1.30.42: Merhaba hocam, ben kendimi onarma arefesinde olan bir anne olarak şunu sormak istiyorum, 12 ve 13 yaşındaki ergen kızlarım ile tekrar nasıl bağlanırım? Onlarda oluşan hasarları nasıl onarabilirim?
1.32.43: Hocam, oğlumuz 27 aylık çok fazla ısırıyor ve saç çekiyor bununla ilgili ne yapabiliriz?
1.34.16: Oğlum 4 yaşında 2 ay KREŞe gitti, sınıf arkadaşları geçen sene okula gittikleri için makas kullanma, boyama yapma konusunda iyilerdi, oğlum sürekli yapamıyor ve ağlıyordu. Öğretmeni 45 dakika dergi çalışması yapıyordu, gitmek istemedi, normal mi?
1.36.09: Hocam, 21 aylık oğlumuz var. 1-2 aydır olmadık zamanda olmadık şeyler istediği zaman biz bunu incitmeden nasıl izah edebiliriz. Yapmadığımız zaman inatlaşıyor ve ağlıyor.
